Marka sabır işi

“Marka sabır işi” diyor Şahin Eroğlu. Colin’s ile dünya pazarlarında geldikleri nokta,
Eroğlu’na en çok bunu düşündürüyor: "Bugün yaptığınız yatırımların karşılığını yarın
beklerseniz hiçbir şey elde edemezsiniz."

Bugün Colin’s olarak bildiğimiz jean markasını üreten ve bu markayla Rusya, Amerika ve Avrupa dahil birçok ülkeye ihracat yapan Eroğlu Şirketler Grubu, 1970’lerin sonlarında, küçük bir atölyede başlamış konfeksiyon üretimine. Takım elbiseyle başladıkları hazır giyim üretimine 1983’te şirketleşerek ve jean alanına geçerek devam etmişler. Blue jean’e başlama nedenlerini daha geniş kitlelere hitap edebilmek olarak açıklayan Şahin Eroğlu, o günleri şöyle hatırlıyor: “1985’le beraber Türkiye’nin ihracatı açılınca biz de ihracata başladık. Fason üretim yapıyorduk ve daha çok Fransa’ya çalışıyorduk. Çünkü o zamanlar ciddi markalar Türkiye’ye üretim yaptırmıyordu. Türkiye’de o zamanlar kalite oranı çok yüksek değildi. Bizler de yeni öğreniyorduk. O zamandan kalan kendi ürettiğimiz bazı mallarımız var, şimdi onları görünce gülüyorum.”
Avrupa’nın ve Amerika’nın orta sınıf markalarına fason üretimi yaparak alt yapılarını oturttuklarını ve kalite standartlarını oluşturduklarını söylüyor Eroğlu. Tabii belli bir aşamaya geldiklerine inandıklarında da yurtdışına kendi markalarıyla açılmaya karar vermeleri geliyor. O günleri yine Şahin Eroğlu’dan dinliyoruz: “Fason üretim yıllarımızda alt yapıya büyük yatırımlar yaptık. Bir kere atölyeden fabrikaya geçtik. 1987’ye kadar atölye mantığında çalışıyorduk.1990’ların başında Esenyurt’ta 20.000 metrekare kapalı alanda bir fabrika kurduk. İç piyasanın da, fasonun da o fabrikayı tatmin etmesi mümkün değildi. Biz de yurtdışına açılmaya karar verdik.”Fason üretim sürecini bir basamak olarak görmüş ve öyle de değerlendirmiş Eroğlu Şirketler Grubu.   Şahin Eroğlu da zaten fason üretimi bir basamak olarak gördüklerini ısrarla vurguluyor ve İtalya örneğini veriyor: “Fasonu belirli bir dönem için yapmak lazım. Yeterli sermayeyi ve alt yapıyı oluşturduktan sonra bunu markaya dönüştürmek gerekiyor. Mesela İtalya 1970’li yıllarda Avrupa’nın gelişmiş ülkelerine fason yapıyordu. Ama bugünkü konumu hepimizin malumu.   Biz de 1987’ye kadar Türkiye’ye dönük üretim yaptık, 1992’den sonra da o zaman adı Kulis olan markamızı Colin’s olarak değiştirdik ve yurtdışına mal satmaya başladık.”
Fasonculuktan markalı üretime geçişin sancılarını da yaşamamış değil Colin’s. Marka olmak için birtakım tavizler vermek zorunda kalmış. Kârlılıktan fedakarlık ederek markalaşmaya başladıklarını söyleyen Eroğlu, “Fason yaptığımız firmalara daha uygun fiyatları önerdik. Diyelim ki o zaman X bir markaya 10 dolara pantolon veriyorsak, Colin’s olarak 9 doları teklif ettik. Colin’s’in hikayesi öyle başladı. Çünkü markalaşmanın daha uzun süreçli bir yatırım olduğunu biliyorduk.”    
                                          
Doğu Bloku: yeni bir pazar
Colin’s olarak ilk ihracatını daha önce de ilişkide oldukları Fransa’ya yapmış Eroğlu Şirketler Grubu ve Almanya ile devam etmişler. Ama Doğu Bloku’nun parçalanmasıyla ciddi bir pazar ortaya çıkmış ve talep artmış. Eroğlu bu durumu “Ne üretsen satıyordun” diye ifade ediyor. Böylesine ciddi ve açık bir pazarı iyi değerlendirmesini bilmiş Colin’s. Tesislerine ilaveler yapmışlar, Çek Cumhuriyeti, Rusya, Romanya ve Polonya gibi ülkelerde mağazalar açmışlar. Özellikle Rusya pazarı için büyük yatırımlar, tanıtım faaliyetleri, bayilik ağları oluşturarak sağlam bir altyapı kurmuşlar. Ve artık Doğu Bloku ülkelerinde iyi tanınan bir marka olan Colin’s’i Türkiye’ye de tanıtmaya karar vermişler. 1997’de Türkiye’ye yönelik ilk koleksiyonlarını oluşturarak iç pazara girmişler. Aynı yılın Temmuz ayında da Loft markasının Türkiye ve Doğu Bloku haklarını satın almışlar.  
                                        
Daha işin başındayız
Aslında zaten Colin’s yurtdışında Türkiye’dekinden daha fazla bir tanınırlığa sahip. Şahin Eroğlu da Colin’s olarak işin daha başında oldukları fikrinde: “Colins markasını Türkiye’de daha tam olarak anlatabildiğimizi düşünmüyoruz. Daha işin başındayız. Çünkü bizim çıkmış olduğumuz hedef veya hayal ettiğimiz nokta zor bir nokta. Ama buna gelmek için sabırsız olmamak lazım. Çünkü marka olmak zannedildiğinden çok daha zor bir şey. Siz isteseniz de bir çocuk doğar doğmaz koşmaya başlayamaz. Bunun için belli bir  yaşa gelmesi lazım. Yolun daha başındayız ama bunu yapmamak için de bir sebep yok.”
Colin’s şu anda yaklaşık 32 ülkede satılıyor  ve bu ülkelere yönelik üretimler de doğal olarak farklılıklar gösteriyor. “Satış yaptığımız ülkelerin ekonomik durumları, tüketim alışkanlıkları farklı olabiliyor. Bu ülkelerin hepsinde müşterilerimiz var, ayrıca kendi işletmelerimiz de var. Onların talepleri doğrultusunda veya bizim tasarımcı arkadaşlarımızın o ülkeleri gezip dolaşıp oradaki havayı koklayıp edindikleri izlenim doğrultusunda farklı koleksiyonlar oluşuyor” diyor Şahin Eroğlu.

Marka, tasarımdan geçiyor
Colin’s tasarım işine çok önem veriyor. Marka olmak da birçok şeyin yanında tasarıma önem vermekten geçiyor zaten. Tasarıma önem vermek de tasarımcıya önem vermekten. “Direkt olarak bize bağlı çalışan tasarımcılar olduğu gibi dışarıdan hizmet aldığımız tasarımcılar da oluyor. İtalya ve Almanya ile öyle bir işbirliği yapıyoruz. Çünkü tasarım dediğimiz şeyin Türkiye’de öyle büyük bir geçmişi yok aslında. Bugün Türkiye’de 40 yaşın üstünde tasarımcı pek yoktur. Çünkü Türkiye’nin tasarıma ihtiyacı 90’dan sonra ortaya çıkmıştır. Ama şu anda bunun alt yapısı oluşuyor, bu alana ciddi yatırımlar var, okullar açılıyor” diyor Şahin Eroğlu.
Şahin Eroğlu Türkiye’nin ülke imajının yükselmesiyle Türkiye’den dünya markası çıkmasının birbiriyle doğru orantılı işleyen süreçler olduğu fikrinde.
Çünkü Eroğlu’na göre markalar arasında artık çok büyük farklar yok. Eroğlu, bu markalar arasındaki farkın üründen ziyade müşterinin gözündeki imajda yattığına inanıyor: “Aslında bu kategoride olan markaların veya ürünlerin birbirinden çok farkı olduğunu düşünmüyorum. Ama tabii markanın imajı, ülkenin imajı çok önemli. Bir Türk vatandaşı İtalya’ya gittiğinde ‘Cebinde kaç para var?’ sorusuyla karşılaşınca nasıl onuru kırılıyorsa, bu da bundan farklı değil. Ürettiğiniz markanın üzerinde ‘Made in Italy’ yazsa dünya pazarına daha kısa zamanda girip, etikete daha yüksek fiyatlar koyabilirsiniz. Bizim fabrikamızda Tommy Hilfiger, GAP ve Calvin Klein gibi markalara üretim yapılıyor. Bunlar Amerika’ya gidiyor ve oradan tekrar Türkiye’ye gelip Akmerkez’de 150 dolara satılıyor. Aynı fabrikadan çıkan diğer ürüne de biz Loft etiketi yapıştırıyoruz. Bu, ülkenin ekonomik durumuyla, dünyadaki yeriyle, imajıyla çok alakalı.”

Türkiye’nin imajı markaların geleceği
Ama Şahin Eroğlu Türkiye’nin ışığı gördüğü kanaatinde. Ülkemizin hızlı bir değişim süreci yaşadığını söyleyen Eroğlu, bundan 10 sene önce bir maç kaybettiğimizde hep hakemlerden şikayetçi olduğumuzu hatırlatıyor. Oysa bugün Türkiye sporda ve sanatta çok önemli yerlere geldiğini görüyoruz. Eroğlu bu ilerlemenin artarak devam edeceği fikrinde. “Ülkemizin imajının yükselmesi bizim gibi firmaların önünü açacak” diyor Şahin Eroğlu ve Amerika’yı örnek gösteriyor: “Amerika’nın büyük bir ülke olduğunu hep söylüyoruz. Ama büyük olmanın göstergesi büyük işletmeler,büyük firmalar ve büyük markalardır. Ülkenin firmaları, markaları büyük olursa, bunlar iyi bir yere gelirse ülke de büyük demektir. Ama Türkiye’nin geçmişi çok eski değil. Türkiye Avrupa’yla, dünyayla tanışalı daha 15 yıl oluyor. Tommy ve Levi’s gibi dünyanın büyük markalarının ise 150 yıllık geçmişleri var. Biz bunlarla mücadele edip bunları nasıl geçebiliriz diye düşünüyoruz. Ama ben bizim 150 yıl bekleyeceğimizi düşünmüyorum. Ülkemizin ve insanların özelliğinden dolayı bu mesafeyi kısaltacağımızı düşünüyorum.” Ülke imajımızın yükselmesi için daha çok marka çıkarmamız, daha çok marka çıkarmamız içinse ülke imajımızın yükselmesi gerekiyor. Bu süreçler karşılıklı olarak ilerliyor  ve bu kısırdöngüyü aşmanın yolu da Colin’s gibi işaret fişeklerini iyi tanımaktan ve iyi değerlendirmekten geçiyor. “Roma’daki cafelerde oturan, New York’taki kulüplerde dans eden gençler neden Colin’s giymesin?” diye soran Şahin Eroğlu da marka çıkarmayı hedefleyen firmalara seslenerek bitiriyor sözlerini: “Marka yaratmak sabırla olacak iştir. Bu, ağaç dikmek gibidir. Meyvesini ancak 3-4 yıl sonra alabilirsiniz.”

 

(Hedef Dergisi)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer