Kıbrıs Türk toplumunun inşaat sektöründeki işaret fişeği
Efruz Müdüroğlu
Efruz Müdüroğlu, Kıbrıs Türk toplumunun yetiştirdiği ilk inşaat mühendislerinden biri. İngiltere’den Libya’ya kadar birçok ülkede projeler üstlenen Müdüroğlu, 90’lı yıllardan beri Azarbaycan’da faaliyet gösteriyor. Efruz Bey ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi, inşaat sektöründe yer alanlar kadar başka sektörlerdeki girişimciler için de ilham kaynağı olabilir.
Efruz Bey, öncelikle İnşaat Dergisi’ni yapmaya başladığımız günden beri sizinle ilgili çok şey duyduğumuzu söylemek isterim. İrtibata geçtiğimiz birçok kişi bize adınızdan bahsetti ama kimse de sizin uzun zamandır neler yaptığınızdan haberdar değil. Bize biraz kendinizden bahesedebilir misiniz?
1932’de Lefkoşa’da doğdum. İlk, orta ve lise tahsilimi Oktaköy ve Lefkoşa’da yaptım. 1948’de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ne girdim ve betonarme kolundan yüksek mühendis olarak mezun oldum. Doktora yapmak gayesi ile gittiğim Almanya’da bir müddet çalıştıktan sonra merhum Yüksek Mühendis Mimar Ahmed Behaddin Bey’le birlikte Mağusa kapısında düşünülen stadyumun projesini yapmamız için bir teklif geldi. Ben de 1955’de adaya dönüp statik proje bürosu açtım. Bahsedilen proje tahakkuk etmedi. Ancak Ahmed Bey’le birlikte Evkaf Apartmanları projesini yaptık ve ufak tefek bazı projelerle uğraştık. Bu arada ben Mağusa Namık Kemal Lisesi projesi ile meşgul oldum. O devrede İngiliz üslerinde hummalı inşaat faaliyetleri hüküm sürüyordu, fakat toplumumuz bundan faydalanamıyordu. Müteahhit firma eksikliğini gidermek için bazı Türk Bankası hissdarlarının da dahil olduğu bir grubun şirket kurmasını temin ettim. Ancak bu grubun, bütün çabalarımıza rağmen bu işleri yürütemiyeceğini anladım ve 1956’da kendim müteahhitliğe başladım. Bu arada erkek ve kız liseleri, Saray Otel, Dhekelia Elektrik Santrali’nin büyütülmesi gibi projeleri yürüttüm. Deniz içinde uzanan yeni su kanallarının inşaasını ve İngiliz üslerinde muhtelif işleri deruhte ettim.
ULUSLARARASI PROJELER...
Bu bahsettiğiniz projeleri yürütebilmek için geniş bir makine parkuru oluşturdunuz sanırım...
Evet; 1963’ün Aralık ayında hadiseler başladığında, karada ve denizde iş yapabilen iyi bir teşkilatımız mevcuttu. Artık Kıbrıs’ta daha fazla genişleme imkânı görmediğimizden harici işlerle de alakadar olmaya başlamıştık. 1963 hadiseleri firmamıza çok pahalıya mal olmuştu. 1963 Aralık hadiselerinden sonra geçen bekleme süresinde, kısa vadede bir düzelme olmayacağı kanaatine vardım ve 1964’te İngiltere’ye gittim. Londra’da epey büyük bazı bina ve mühendislik yapılarının idaresi ile meşgul oldum. 1970’de Kıbrıs’ta durumlar normalleşince adaya döndüm ve yarım kalmış olan çalışmalarımıza devam ettik. Bu arada genel hastahane, Girne sahilinde otel, kumsaldaki evlerin tamamlanması gibi işlerle meşgul olduk. 1972’de Libya’ya açıldık ve 1980’e kadar enternasyol ihalelerden kazanılan büyük ve komplike bina ve mühendislik yapıları ile uğaştık. Bina konusunda deruhte ettiğimiz en büyük proje 87.000 m2’lik bir tıp fakültesi, mühendislik yapıları konusunda ise 221 milyon dolarlık bir limandı.
Bu arada sizin bir de Suudi Arabistan döneminiz var...
Evet; 1980 yılında Libya’dan ayrılınca Suudi Arabistan’a yöneldik. 1981’den itibaren Suudi Arabistan’da derin su kuyuları açma ve sulama sistemleri ile uğraştık. Ancak bu çalışmalarımız muhtelif nedenlerle pek başarılı olmadı. 80’li yılların ortalarında Suudi Arabistan’dan ayrıldım ve bir müddet İngiltere’de kaldıktan sonra Kıbrıs’a döndüm. Önceleri, arkadaşım Çetin Kürşat Bey’le çalıştım; sonraları ise Sayın Asil Nadir’in arzusu doğrultusunda 1988’de Pearl Construction firması kurulup Girne’de Jasmin Court, Olivia Apartmanları, Çatal Köy Türistik Tesisleri; Gazimağusa’da Palm Beach Hotel; Lapta’da Crystal Cove Hotel; Güzelyurt’da portokal paketleme tesisleri ve birçok başka inşaatlarla uğraştık. Tabiatıyla bahsettiğim bu inşaatların bazıları önceden başlatılmış ve yarım kalmış inşaatlardı...
AZARBAYCAN’DA MODERN OFİSLER...
Adada birçok bina ve tesis inşaa etmişsiniz; ama şu anda Azarbaycan’da faaliyet gösteriyorsunuz. Peki Azarbaycan’a gidişiniz nasıl oldu?
80’li yılların sonlarında Sovyetler Birliği’nde meydana gelen yapısal değişikliklerin ardından 1992’de Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya’da müteahhitlik imkânı var mıdır diye incelemelerde bulundum. O günlerde inşaat ihaleleri pek yoktu. O nedenle bir müddet Sibirya derinliklerinde tomruk ihracatı ile meşgul oldum. 1994’te Azerbaycan ile enternasyonal petrol şirketleri arasında “Asrın Kontratı” adı verilen petrol anlaşması imzalanınca, bu şirketlere modern ofis gerekeceğini düşünerek 1995’ten itibaren tüm çalışmalarımızı Azerbaycan’a konsentre ettik ve o günde bügüne bu konuda çalışmaya devam ediyoruz.
Azarbaycan’da yürüttüğünüz projelerden de biraz bahsedebilir misiniz?
Bu bahsettiğim dev petrol şirketlerinin modern ofis ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla önce 12000 m2’lik Landmark I ofis binasını inşa ettik. Ancak o binayı esas itibarı ile burada çalışan petrol şirketlerine kiraladık. Bu binayı, Landmark I bitişiğinde yer alan, 6000 m2’lik Landmark II takip etti. Landmark II’nin büyük kısmına da İngiliz Sefareti yerleşti. İki ay önce ise, yine onların bitişiginde, 31000 m2’lik Landmark III’ün inşaatına başladık. Bu bina ofis ve servis apartmanlarından, fitness center, araba parkı ve benzeri tesislerden müteşekkil olacak. Yer altında 4 kat, yer üzerinde ise 15 kattan ibaret. Landmark III’ü 2007 yılı içinde tamamlamayı öngörüyoruz. Önümüzde 51.000 m2’lik bir “Shopping Mall” projesi var. Belki birgün onu da başlatabiliriz.
ADADA MÜHENDİS YOKTU...
Tekrar başa dönersek, İTÜ’den mezun olup ülkeye döndüğünüzde adayı inşaat sektörü açısından nasıl bulmuştunuz? O yıllarda sektör ne durumdaydı?
1955’te adaya döndüğümde maalesef inşaat sektörü diye bir şeyin varlığından bahsetmek pek mümkün değildi. Proje hazırlanması durumu da aynı minvalde idi. Yanılmıyorsam ilk mimar olarak 1954 sonlarına doğru Ahmed Bey, 3-5 ay sonra ilk inşaat mühendisi olarak da ben gelmiştim adaya. O devrede, Rum toplumunda da çok az meslektaşımız vardı. Ufak tefek projeler, avukat yardımcıları tarafından çizilir ve bazı yapıcılar tarafından inşa edilirdi. Esasen başta karşılaştıgımız en büyük sorun mesleğimizi kabul ettirmekti. O kültür gerek bizim toplumumuzda gerekse diğer toplumda henüz oturmamıştı.
64 yılında verdiğiniz adadan ayrılma kararı sizin için de zor bir karar olsa gerek. Sizi önce İngiltere’ye, sonra da Azarbeycan’a kadar götüren bu kararı almanızdaki faktörleri biraz daha açabilir misiniz?
Yürüttüğümüz işlerin adanın her tarfına yayılmış olmasından dolayı, 1963’te başlayan malûm hadiselerden ciddi kayıplara uğradık. Bir müddet bekledikten sonra, mevcut şartlar içerisinde kısa vadede çalışmaya başlayamayacağımızı, harice açılma çabalarımızı da hızlandırmamız gerektigini düşündüm ve İngiltere’ye gittim. Orada büyük projelerin idaresiyle meşgul oldum. Bu çalışmalar bize ilave tecrübe kazandırdı. 1970’de Kıbrıs’a döndüm ve sınırlı ölçüler içinde çalışmalarımızı başlattık. 1972’de de Libya’ya açıldık. İlk işimiz enternasyonal ihaleden aldığımız 55 milyon dolarlık Bengazi Yağmur Suyu Kanalizasyon Projesi oldu. Sonra işlerimiz epey genişledi. Libya’daki çalışmalarımız genel olarak çok başarılı geçti; ancak liman projesinin belli bir safhasında, verilmiş olan projenin mühendislik ilmine uymadığının farkına vardık. Düşüncemizin doğruluğunu bu konuda dunyaca tanınmış en üst seviyedeki iki ayrı otoriteye tasdik ettirdikten sonra, bazı kısımları verilen projeye göre yapmayı reddettik. Bunun üzerine idare ile başımız derde girdi ve bu durumun bize maliyeti o günkü kur üzerinden 63 milyona dolar oldu.
Bu kadar yüksek miktardaki bir zarar işlerinizi de aksatmıştır herhalde...
Tabii ki bu zarar bizi çok sarstı. Fakat ahlaki ve mesleki prensiplerimize sadık kalmak için bu zararı sineye çektik. Bu safhada bize karada ve denizde çalışmaları içeren 280 milyon dolarlık yeni bir ihale kaldı; ama 80’li yılların başlarında Libya’dan ayrılmaya karar verdik ve Kıbrıs’a döndüm. Bazı resmi kanallardan Libya’nın bizi kompense edeceği bilgileri geliyordu. Bir yıl kadar bekledim. Hiçbirşey çıkmayınca Suudi Arabistan’a gittim ve bir müddet derin su kuyuları açma ve mekanik sulama sistemleri ile uğraştık. Bu çalışmaların muhtelif nedenlerle pek başarılı olduğunu söyliyemem. Suudi Arabistan’dan döndükten sonra bir müddet arkadaşım Çetin Kürşat Bey’le çalıştım. Daha sonra 1988’de sayın Asil Nadir Bey’in Pearl Construction şirketini oluşturup faaliyete geçtik.
DEVLET DESTEĞİ ŞART...
Uzun zamandır adada yaşamıyorsunuz. Fakat buna rağmen adınız meslek sohbetlerinde hâlâ sıkça geçiyor. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Bunun, kısmen, bügün ülkemizde bu sahada veya başka sahalarda çalışmakta olan birçok arkadaşımızla vaktiyle birlikte çalışmış olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum.
Almanya, İngiltere, Libya, Suudi Arabistan ve en son Azarbeycan gibi birçok ülkede çalışmalarda bulunmuşsunuz. Bu ülkelerde, özellikle de bir yabancı (hatta ülkesi uluslararası alanda tanınmayan bir yabancı) olarak çalışmanın ne gibi zorlukları oldu?
Almanya ve İngiltere’de herhangi bir sorunla karşılaşmadım. 1974 Barış Harekatı’ndan sonra, Libya’da, Kıbrıs pasportu ile seyahat eden ve pasportlarının süresi dolan birçok arkadaşımızın durumu çok komplike olmuştu. Ancak gerekli müracaatımız üzerine o zamanki Başbakan Sayın Bülent Ecevit’in talimatları doğrultusunda, Kıbrıslılar’a seyahat belgesi mahiyetinde Türk pasportu verilince sorun ortadan kalkmıştı. Diğer ülkelerden gelen elemanlarımız için ise herhangi bir sorunla karşılaşılmamıştı. Sadece bir mühim hususa işaret etmek isterim; bugün için olduğu gibi, o günlerde de büyük projelere katılan ve özelikle muvaffak olan firmaların, arkalarında ülkelerinin ağırlığını hissetmelerine ihtiyaç vardır. Büyük devletlerin dahi, 50-60 milyon dolarlık işlerde bile firmalarını nasıl desteklediklerini her gün görüyoruz. İstanbul Boğazı’ndaki üçüncü köprü ihalesi açıldığında, o zamanki İngiliz Başbakanı Lady Margaret Tatcher’in köprünün İngiliz firmasına verilmeni için ne kadar gayet sarfettiği hatırlardadır. Belki de, üçüncü köprünün neticede yapılamamasının nedeni de budur. Liderimiz Sayın Rauf Denktaş’ın, gereken durumlarda firmamıza, cesaretle, ne kadar büyük destek verdiğini herzaman minnetle anıyoruz. Ancak biz aldığınız projeleri genellikle enternasyonal ihalelerden, dünyanın dev inşaat firmaları ile rekabet içinde aldığımız için, ülkemizin küçük ve tanınmamış olması muhakkak ki herzaman için karşınızda bir dezavantaj olarak durmuştu. Son 20 yılda, Türkiye hükümetlerinin eski çekingenliği bir yana itip bu konularda daha aktif rol aldıklarını görmek hiç şüphesiz ki çok sevindirici.
BÜYÜK ATILIMLARIN ZAMANI GELDİ
En son 80’li yılların sonlarında adadan temelli olarak ayrılmışsınız. Fakat bu arada Kıbrıs’ı ziyaret ettiniz sanırım. Bu ziyaretlerinizde adada ne gibi değişiklikler dikkatinizi çekti? Sizi en çok şaşırtan, heyecanlandıran, ya da üzen şeyler neler oldu?
Muhtelif devrelerde, Kıbrıs’ta uzun veya kısa müddet bulundum. Bu gelişlerimde insanlarımızın hayat standartlarının yükseldiğini görmek beni sevindirdi. Sevgi ve saygının gün geçtikce azalmakla olduğu kanaatine varmak ise beni çok üzdü. Son gelişimde ise beni şaşırtan, 200 bin kişilik bir toplumun bankalarında 2 milyar dolar üzerinde mevduat bulunmasıdır. Toplumumuz fertlerinin hariçteki bankalardaki depozitlerinin ise 3 milyar dolar civarında olduğu anlaşılmaktadır. Bu rakamlar eğer gerçeği yansıtıyor ise, toplumumuzun büyük atılımlar yapabilmesi için gerekli taban oluşmuştur diye düşünmek gerekir. Bu atılımların yapılabilmesi için ise, bencil yaklaşımlardan uzaklaşmak gerekmektedir.
Uzun yıllar ülkeniziden ayrı kaldınız; hala da ayrısınız. Yurtdışında yaşarken adanın en çok neyini özlüyorsunuz?
Hiç şüphesiz ki, insan ülkesinin her şeyini özlüyor. Açıkçası bunlar arasında ayrım yapmayı biraz zor buluyorum.
Siz adadan ayrıldıktan sonra ülkeyle ilgili çok sayıda önemli gelişme oldu. Son 4-5 yıl içerisinde de adada büyük bir yapılaşma atağı başladı. Bugün adanın kuzey kesiminde, dört bir yanda inşaatlar yapılıyor. Bu inşaat patması sırasında da birçok yabancı inşaat firması adaya geldi. Siz bu esnada adada yatırım yapmayı hiç düşündünüz mü?
Son 4-5 yıldaki inşaat patlaması, ihtiyaçların karşılanması bakımından sevindirici bir husus. Ancak bu çalışmalar biraz daha düzenli ve daha zevke hitap eder durumda olabilseydi elbette daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Çünkü kaçırılan fırsatlar maalesef kolay kolay ele gelmiyor. Bizim yatırım yapmanız konusuna gelince, belki alışkanlık icabı müşkil ve büyük projelerle uğraşmaktan daha fazla hoşlanıyorum. Kıbrıs için yatırım sermayesi bulmak kolay olmuyor ancak bu, bölgemizde, bir ortaklık içinde bazı girişimlerimiz olmayacağı anlamına gelmez. Bir de her şeyin açıklık ve dürüstlük çerçvesinde oluşmasına ihtiyaç var. Bu da maalesef her devrede böyle olmamıştır.
UZUN VADELİ DÜŞÜNMEK...
Kıbrıs’ta son yıllarda yaşanan inşaat patlaması sonucu alt yapı yeni yapılan binalar için yetersiz kaldı. Elektrik, su, kanalizasyon gibi alt yapı sorunları için uzun vadeli çözümler konusunda tecrübelerinize dayanarak bazı tavsiyelerde bulunabilir misiniz?
Uzun etüdler, iyi planlama ve programlama yapılmadan, sadece kısa vadeli ihtiyaçları gidermek için yapılan girişimler, genellikle uzun vadede yetersiz kalıyor ve tatmin edici olamıyor. Elektrik, su, kanalizasyon gibi politik sayılamıyacak yatırımlar için, muhtemelen, Dünya Bankası ve benzeri kuruluşlardan ekspertiz ve finansman yardımı alınabilir veya uzun vadeli borçlanma yapılıp köklü çözümlere ulaşılabilir. Bu konularda devlet ile özel sektör ortaklığı iyi bir çözüm getirebilir. Hükümetimizin gereken girişimleri yapmakta olduğuna inanıyorum. Yakın zamanda dünyanın başındaki en büyük dert olacağa benzeyen su konusuna gelince, 60’lı yılların başlangıcında “Thorp Report”da ortaya atılan Türkiye’den Kıbrıs’a su getirme projesi ile ilgili, bizlerin de katkıda bulunduğu birçok rapor ve değerlendirmeler yapılıp T.C. hükümetlerine sunulmuştu. Bunun parasal değeri (bütün adanın ihtiyacını karşılayacak durumda dahi) Türkiye’nin toplumumuza veya devletimize yaptığı yardımların yekününe kıyasla çok cüzzi idi. Uzun vadeli düşünülüp bu yapılmış olsaydı bugün adaki durumumuz çok yönlerden daha değişik olurdu.
Son olarak, Kuzey Kıbrıs’taki meslektaşlarınıza, dergimiz aracılığıyla söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Her şeyden önce, muhterem derginiz personeline bu inceliği gösterdikleri, bana bu fırsatı verdikleri için teşekkür, sevgi ve saygılarımı sunarım. Meslektaşlarımıza gelince, öncelikle tüm çalışmalarımızda katkıda bulundukları, destek verdikleri için onlara minnettarlığımı ifade ederim. Bunun aynı şekilde, diğer dallarda katkıda bulunmuş ve destek vermiş arkadaşlarımız için de geçerli olduğunu belirtirim. Hepsine çalışmalarında başarılar diler, selam, sevgi ve saygılarımı gönderir, meslek haysiyetini yukarıda tutmanın hepimizin vazifesi olduğunun hatırlarda tutulmasını arzularım. Bu vesile ile tüm vatandaşlarımıza en derin sevgi ve saygılarımı sunarım.
KUTU
AHMED BAHADDİN BEY
Adanın ilk Türk mimarlarından biri olan Ahmed Bahaddin Bey’le birlikte çalıştığınızdan bahsettiniz. Kendisi mimarî çalışmalarıyla sadece Kıbrıs Türkleri tarafından değil, tüm dünyadaki mimarlardan tarafından tanınan bir insan. Bize Ahmed Bey hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Ahmed Bey çok iyi ve dürüst bir insan olmanın yanısıra, fevkalade iyi bir mimardı da. Hiçbir projede meslekî prensiplerinden taviz verdiğini görmedim. Kendisiyle birçok projede birlikte çalışma imkânımız oldu. Mesela mimari projesini Ahmed Bey’in çizdiği Evkaf Apartmanları’nın betonarme projesini ben yaptım. Ahmed Bey Kız Lisesi’nin projesini yaptı, biz müteahhit olarak inşaatını üstlendik. Kumsaldaki konutlarda ise biz mal sahibi ve müteahhit durumunda olmuştuk... Her ikimizde de meslek aşkı çok yüksekti. O bakımdan birlikte çalışmaktan çok mutlu olurduk. Hatırladığım kadarıyla Almanya, Hollanda ve Türkiye’de yayımlanan bazı mimarî mecmualarda Ahmed Bey’in çalışmaları hakkında yazılar da çıkmıştı. Ahmed Bey’le birlikte, vaktiyle müşterek hükümetin oluşturduğu 5 üyeli ‘Registration Council’da da birlikte çalışmıştık. Ahmed Bey’in çalışmalarının, Kıbrıs’ta mimarî standardların oturtulmasında çok büyük rolü olduğunu hiç tereddütsüz söyleyebilirim. Kendisi ülkemiz açısından çok önemli hizmetlerde bulunmuş, alanının sayılı insanlarından biriydi. Aramızdan zamansız ayrılışı, muhakkak ki hepimiz için büyük bir kayıp olmuştur.
(İnşaat Dergisi / Nisan 2006)
.
