Gazeteci yazar ve sonunda oyuncu
Karşınızda Gülse Birsel
Esquire ve Harper's Bazaar dergilerinin yayın yönetmeni olarak tanıdık onu. Hazırladığı g.a.g. adlı TV programının müptelası olduk. Avrupa Yakası ile hepimizi televizyon karşısına bağladı. Gülse Birsel, şimdi de 'Hırsız Var!' filmiyle sinema salonlarını hedefliyor. Bunları şansa ve doğru seçimler yapmasına bağlayan Birsel, 'Hırsız Var!'ın yakalayacağı başarıdan da emin.
Önce gazetecilik, sonra metin yazarlığı, program sunuculuğu, dizi oyunculuğu, reklam filmleri derken en sonunda bir sinema filminde çıktınız karşımıza... Sırada ne var?
Aslında bunların hepsi ya yazarlık, ya oyunculuk kategorisine giriyor. Yazarlık, 19 yaşından beri yaparak para kazandığım bir şey. Oyunculuğun ise çıraklık dönemindeyim. Sırada çok farklı bir şey yok, yani şarkıcı falan olmayı düşünmüyorum! Yine yazmak ve oynamakla devam.
"Ben hayatımda hiçbir şeyi o kadar planlayarak, hedefe kilitlenerek yapmadım. Her şey tesadüf oldu" demişsiniz. Ama bakınca, bir tesadüf gibi yapmak istediğiniz her şey önünüze serilmiş görünüyor. Senaryo yazarlığı ve sinema okumanız, sonra kamera karşısına geçişiniz... Bu "tesadüfleri" siz nasıl yorumluyorsunuz.
Yarısı şans, yarısı doğru seçimler yapmak diyelim. 19 yaşında çalışmaya başlamış bir insan, hele ki gazetecilik yapmışsa, artık çok büyük mesleki hatalar yapmıyor. Burnunuz iyi koku alıyor yani. Ama mesela g.a.g. teklifinin, ki, çok kritik bir yol ayırımıdır, bana gelmesi tamamen tesadüf. Aklımda hiç böyle bir şey yokken, dergilerimi çıkartıp, gazetede yazı yazarken, hazırlayan ekibin bana getirdiği bir projeydi. Yazılarımı okuyup, bir tanışalım demişler. Hatta önce, "Ben yapamam, size başka isim bulayım" bile dedim. g.a.g.'a başladıktan sonra olanlarsa, pek tesadüf değil. Metinleri kendim yazayım istedim, dizi yazmak ve oynamak istedim, planladım, yaptım.
'Hırsız Var!' ilk sinema deneyiminizdi. Zorlandınız mı?
Zorlandım tabii. Özellikle de kendi yazdığı metinleri sunan veya oynayan biri olarak. Başka bir senaristin çalışması gelmiş, o karakterle ilgili kafasında neler var, bu kadının geçmişi ne, hangi lafı söylerken aslında ne demek istiyor... Çok endişeliydim. Hemen toplantı istedim! Haluk Özenç ve Oğuzhan Tercan'la toplanıp 'Binnur', yani filmdeki karakterim hakkında konuştuk. Onlarca soru çıkarmışım, bu kadın kocasıyla nasıl tanışmış, ailesinde anne mi baskınmış baba mı diye. Haluk da, Oğuzhan da çok memnun olmuşlar böyle bir toplantı yapmak istememe. Oyunculuk konusunda daha oradan iyi not aldım yani. Setin ilk birkaç günü ise biraz tutuktum. Zor sahnelerdi, ve karakterin komedi dozunu nerede tutacağımdan emin değildim. Çünkü Binnur filmin en ciddi insanı! Bir de sürprizli bir kadın. O sürprizlerden ne kadar ipucu vereceğim konusunda tereddütteydim. Ama işler birkaç gün içinde oturdu, ben de zevkini çıkarmaya başladım.
Avrupa Yakası'nda hem senarist hem oyuncusunuz. Senaryoda 'Aslı'ya 'iltimas' geçtiğiniz oluyor mu? Ya da aman yanlış anlaşılmasın diye tersi mi oluyor?
Galiba çoğu zaman tam tersi oluyor. Diğer oyuncuların hakkı yenmesin, hepsinin elinde oyunculuklarının parlayacağı bomba replikler, eğlenceli hikayeler ve şov imkânı olsun diye, bilgi veren, sıkıcı repliklerin çoğunu Aslı'ya söylettiğimi fark ettim.
Türk televizyonlarında bir sitcom patlaması yaşanıyor. Her kanalın birden fazla dizisi var. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Dizi çok ama iyi sitcom yok! Hangisi var? Belki düşünsem, Avrupa Yakası'nın yanında, eli yüzü düzgün bir tane daha bulabilirim. Sitcom yapmak, drama yapmaktan kat kat zor. Çok iyi senaryo, çok iyi oyuncu istiyor. Üç mekânda, hele ki Türkiye şartlarında, 65 dakikayı bulan, dünyada eşi görülmemiş bir sitcom yapacaksınız! Dizilerin çok olması normaldir. İnsanlar hikaye seyretmeyi seviyor, bu dönem de televizyonların birbirinden etkilenerek dizi çoğalttıkları bir dönem.
Aralarında beğendikleriniz var mı?
Vazgeçemediğim bir dizi yok. Ama ben vakit ve yaşam tarzı olarak zaten dizi seyircisi değilim. Güzel işler var tabii. Bizimkisi gibi titizlikle, zekayla yapılan diziler görüyorum. İster köyde, ister şehirde geçsin, önemli olan kaliteli yapılması. Ama şunu söyleyeyim, bu işin içinde olmasaydım da, Avrupa Yakası gibi bir diziyi, sadece onu, gününü bekleyerek oturup seyrederdim!
'Emret Bakanım', 'Jeferson Ailesi', 'Evli ve Çocuklu' gibi birçok dizinin yerli versiyonu çıkıyor. Bu uyarlama formulünü nasıl buluyorsunuz?
Kimisi çok başarılı adapte ediliyor, bazısı çok kötü. Tercüme gibi değil de, ana çatışmayı, eğer bizim hayatımıza uygunsa, olduğu gibi alıp eğip bükerek Türkiye'ye adapte edilenlerin başarı şansını daha yüksek görüyorum. Bu, mekânlardan diyaloglara, hikayelere kadar yapılmalı. Aksi halde inandırıcı olmaz. Avrupa Yakası'nın en büyük kozlarından biri inandırıcı olmasıdır. Evet, para pul derdi olmayan, acılar çekmeyen insanların hikayeleri, ama tamamen bizden! Selin'in mesela, zengin, şımarık olması, bir azınlık çevreden gelmesi, Selin gibi kızların olduğu ve bunların etrafta dolaştığı gerçeğini değiştirmiyor. Bütün karakterler için geçerli bu.
'Hırsız Var' filmiyle ilgili, filmin oyunculardan Birol Ünel'in olumsuz eleştirileri geçtiğimiz günlerde basına yansıdı. Siz film hakkında neler düşünüyorsunuz?
Birol'un söylediklerinden haberim yok doğrusu. Standartların üstünde bir film olduğu kesin. Henüz seyretmedim ama, Türkiye'de ilk defa bir film, birinci dakikasından sonuna kadar nefes nefese seyredilecek. İlk 'action' filmimiz! Oyunculuğun başarılı olduğunu da tahmin ediyorum. Yönetmenliğin de aynı şekilde. Bu yılın hatırlanacak birkaç filmi arasında olacağı kesin.
Peki çekimler nasıl geçti? Sette nasıl bir hava vardı?
Benim açımdan çok eğlenceliydi, öğreticiydi. Müthiş oyuncularla birlikte çalıştım bir kere. Teklif geldiğinde, en çok heyecanlandığım konulardan biri kadroydu zaten. Seyredeceğiniz havuz sahnelerinde sadece, bir an "Ben şu anda burada olmak istemiyorum" dedim! Son yılların en soğuk Ağustos ayı, sabah üç, şehir dışında, buz gibi esen bir yerdeyiz. Etraftaki figürasyon, çekim aralarında palto, pardesü falan giyiyor! Sayılarla anlatayım, dışarısı 17-18 derece, havuzun içi, 8-10 derece! Üzerimdeki gece elbisesi yedi sekiz kilo! Kafamda peruk, Haluk Bilginer'le, dişlerimiz takırdaya takırdaya, havuzda birbirimizi kovalıyoruz! Haluk yüzebiliyor, güya ben onu takip edeceğim! E elbise kuyruklu ve bacaklarıma dolanıyor, bacaklarım felç! Haluk'u takip etmek şöyle dursun, tek çabam, kafamı suyun dışında tutup repliklerimi söylemek! Ama galiba sahne çok iyi oldu!
Filmin sansasyonel konusu ve medyatik isimlerin de yer aldığı oyuncu kadrosuyla iyi iş yapması hedeflenmiş gibi görünüyor. Gişe hasılatı filmin birinci hedefi mi sizce?
Bence esas hedef çok iyi bir film yapmak. Gişe zaten kendiliğinden gelir. Ben hiçbir oyuncunun 'ünlü' veya 'popüler' diye seçildiğini düşünmüyorum. Çok akıllıca bir kast yapılmış. Herkes rolüne çok oturdu.
'Hırsız Var' yönetmen Oğuzhan Tercan'ın uzun aradan sonra çektiği ikinci uzun metrajlı filmi. Onunla çalışmak nasıldı?
Büyük keyifti. Oyuncuyu el üstünde tutan, enerji veren bir yönetmen Oğuzhan. Duruma zaten çok hakim. Sette 'Şöyle mi yapsak, böyle mi etsek' gibi konulardan zaman kaybı sözkonusu değildi. Ne istediğini çok iyi biliyordu. Çekimlerin uzadığı dönemler, anlıyorduk ki Oğuzhan tam istediğini alana kadar, titizliğinden tekrar tekrar deniyor.
Önümüzdeki günlerde birçok Türk filmi gösterime girecek. Hırsız Var son dönem filmleri arasında adından söz ettirecek mi?
Muhakkak. Hiç şüphem yok. Bu yılın en çok seyirci yapacak, en çok beğenilecek ve en çok konuşulacak filmlerinden biri olur.
Star mı oldum ne!
Dergicilikten gelen bir insan olarak bugün dergilerin kapağında olmak nasıl bir duygu?
İşin öteki tarafında durmuş biri olarak daha az heyecan verici. 'Vay be, bilmem ne dergisinin kapağındayım, star mı oldum ne?' gibi yanılgılara düşmediğim için tabii. Başımı döndürecek bir şey yok yani. O derginin o ay kimleri kapak yapma ihtimali olduğunu, neden beni seçtiğini, benden ne beklediğini ve bu tür şeylerin ne kadar uçucu, geçici olduğunu çok iyi biliyorum. Medyanın ilgisi, çoğu zaman bu tür işlerde kariyerin sebebi değil, sonucu. Öyle bakmak, basının sevgisine fazla yaslanmamak lazım.
Peki röportaj teybinin arkasında değil karşısında oturmak nasıl bir his?
Karşı taraf için zor olduğunu tahmin ediyorum! Titizim. Hem fotoğraf, hem söyleşi konusunda. Çok iyi niyetli olmayan veya ehil olmayan ellerde, nasıl bambaşka biri gibi ortaya çıkabileceğimi biliyorum. O yüzden on röportajdan birini kabul ediyorum. Bir de büyük vakit kaybı benim için. İki üç saat mesela, benim için çok önemli. Avrupa Yakası'nın 15 dakikasının yazılması demek.
(Zipİstanbul Dergisi / Aralık 2004)
.
