Adı gibi güzel, Güzelyurt
‘Mahrumiyet Bölgesi’ydi,
‘İktisadî Kalkınma Bölgesi’ oldu


İçişleri ve İskan Bakanlığı ile Ekonomi ve Turizm Bakanlıkları’nın girişimleriyle hazırlanan Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi, yıllarca âtıl durumda kalan bölgenin hem ekonomik
hem de sosyal anlamda gelişmesini amaçlıyor. Projenin başarıya ulaşmasıyla bölgeden
başlayan göç harketenin tersine dönmesi bekleniyor.

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin batısında yer alan Güzelyurt, dört bir yanı turunçgil bahçeleriyle çevrili, yemyeşil bir yerleşim alanı. Topraklarının verimliliği sayesinde portakal, mandalina ve greyfurt gibi turunçgillerin yanısıra, kavundan karpuza çok çeşitli meyve ve sebzenin yetiştirildiği bir bölge burası. Hatta kimilerine göre dünyanın en lezzetli narenciye ürünleri burada yetişiyor.
Aslında adı gibi güzel olan Güzelyurt, varlığını da bu lezzetli ürünlerine borçlu. Daha doğrusu, şimdiye kadarki varlığını buna borçluydu. Zira bahçelere gerekli yatırımların yapılmaması, yeni teknolojilerden faydalanılmaması ve KKTC üzerindeki doğrudan ticaret yasakları, narenciye üretimini tehdit ediyor. Bölgedeki narenciye üretimi gün geçtikçe verimsizleşirken üreticiler ancak devlet desteğiyle ayakta kalabiliyor.

“Yes be annem”
Girne, Mağusa ve Lefkoşa bölgeleri turizmin ve inşaat sektörünün yarattığı kaynaklarla büyümesini sürdürürken, Güzelyurt bugüne kadar bu olanaklardan nasibini alamamış. Şehir merkezinin denizden çok içeride olması, sahil şeridinde altyapı olmaması, bölgenin havaalanına uzak oluşu ve ulaşımın da çok kolay olmaması Güzelyurt’u nispeten bir ‘mahrumiyet bölgesine’ çevirmiş.
Nüfusun ağırlıklı kısmını 1974 sonrası Güney’den gelen Kıbrıslı Türkler’in oluşturduğu Güzelyurt, yıllarca süren ihmalin sonunda adanın en âtıl bölgelerinden biri haline gelmiş.
Sosyal olanaklardan, iş imkânlarından ve dolayısıyla güvenli bir gelecekten mahrum kalan Güzelyurtlu gençler, çareyi Girne ve Lefkoşa gibi gelişmekte olan yerlere gitmekte bulmuşlar. Böylece bölge, yüksek oranda dış göç vermeye başlamış.
Annan Planı gündeme gelince, çözümsüklük içinde yaşamaktan usanan bölge halkı tüm umudunu plana bağlamış. Güzelyurt’un Annan Planı’nda “verilecek topraklar” arasında gözükmesi bile umutlarını köreltmemiş. Zaten 1974’te bir göç yaşayan yöre insanı, “Yeter ki çözüm olsun; biz bir kere daha göç etmeye razıyız” demiş. Ancak “Yes be annem” nidaları, “karşı” taraftan yükselen “OXI”yle bastırılınca, bir kez daha kırılmış umutları.

Çözümsüzlüktün doğan çözüm
Çözüme en çok yaklaştıkları 24 Nisan 2004 tarihi, bir anda çözümsüzlüğü yüreklerinin en derin yerinde hissettikleri gün olmuş. Ancak onların “Evet”i yine de boşa gitmemiş. Çünkü bir yerlerde birileri bu sese kulak verip onların çözüme olan inançlarını boşa çıkartmamayı kendine görev edinmiş.
İçişleri ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık, o günleri şöyle hatırlıyor: “Biliyorsunuz, Annan Planı’na en fazla evet oyu çıkan bölge Güzelyurt’tu. 24 Nisan günü çözüm olmayınca biz de bu insanlar için ne yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Güzelyurt’u yatırımların dışında bırakmak, mahrum etmek ve nüfusun oradan devamlı kaçmasına göz yummak hükümetimize yakışmazdı. Dolayısıyla bir arayış içerisine girdik.”
Aslında Hasan Fındık’ın sözünü ettiği arayışın başlangıcı, 2004 Nisan’ından öncelere dayanıyor. Türkiye’nin en saygın eğitim kurumlarından biri olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin (ODTÜ) adada bir kampus kurması gündeme gelince, zaten bir büyüme trendi tutturan bölgelerden ziyade geri kalmış bir yerin seçilmesine karar verilmiş. ODTÜ’nün Güzelyurt’a yerleşmesinden sonra ise “Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi” olarak isimlendirilen proje detaylandırılmaya başlamış.

Turizm, tarım, eğitim ve inşaat
ODTÜ’nün birikimlerinden sonuna kadar faydalanmayı amaçlayan proje, dört temel dayanak noktası üzerinde yükseliyor. Hasan Fındık, bu dayanak noktalarını şöyle açıklıyor: “ODTÜ ile buraya nasıl olsa bir nüfus geleceğini gördük. Bu gelen nüfusla birlikte burada birşeyler yapmamız lazım dedik.. Ne yapılabilir? Bir kere burada narenciye sektörü devam ediyor, narenciye 1. Lefke Avrupa Üniversitesi ve ODTÜ’nün burada kampusu var; dolayısıyla eğitim sektörü 2. Bir de tabii memleketin öncü sektörü olan turizm var. Son olarak da, memleketimizin kalkınmasında en büyük güçlerden biri olan inşaat sektörü geliyor. Bunları düşünerek dört bacaklı bir kalkınma planı oluşturduk. Turizm, tarım, eğitim ve inşaat...”
Proje için en uygun alan, ODTÜ kampusünün batı kısmından denize doğru uzanan arazide bulunmuş. Lefkoşa’dan ve Girne’den Güzelyurt’a gelen mevcut yoldan, denize bir bağlantı yolu açılması ve denizden de Gaziveren deresine kadar sahil boyunca bu yolun devam etmesi düşünülmüş. Yolun geçtiği yerlere altyapı götürülmesi ve böylece de turizm yatırım alanlarının oluşturulması hedeflenmiş.
Ancak tüm bunlar yapılırken kilit sözcük “planma” olmuş. Zaten Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi çerçevesinde bugüne kadar bir temel atılmamasının sebebi de bu hassasiyet. Zira projenin planını ODTÜ Vakfı’na bağlı bir kuruluş olan EBİ üstleniyor ve somut adımların atılması için tüm ayrıntıların şekillenmesi bekleniyor. EBİ’nin hazırladığı planın, turizm kalkınma bölgesini, gençlere verilecek konutları ve bağlantı yollarını içeren 1. bölümünün bitmesinin ardından yolun inşaatına geçilecek. Yetkililer projenin detayları üzerinde çalışadururken, isterseniz biz de bu dört temel başlığa kısaca gözatalım.

Doğayla iç içe turizm yatırımları
Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi’nin en büyük ekonomik temeli, projenin turizm ayağı. ODTÜ’den denize doğru inen 7470 metre uzunluğundaki yolun sonundan başlayıp, sahil boyunca güneye doğru uzanan Turizm Yatırım Alanı’nın ilk etabı 2008 dönümlük dev bir araziyi kapsıyor.
Bu arazinin iki önemli özelliği var: Birincisi, yatırım alanında Rumlar’a ait toprak bulunmaması. Bu proje için arazi arayışına giren yetkililer her ne kadar Rum malı-Türk malı gibi bir ayrım yapmadıklarını söyleseler de, arazinin böyle bir özelliği olmasının birtakım avantajlar getireceği de açık. Böylece uluslararası alandan yapılabilecek spekülasyonların önüne geçileceği gibi, kaynak arayışları sırasında da bu durumu kullanmak mümkün. Zira Avrupa Birliği’nin böyle kalkınma projelerine destek olduğu ve bu desteğin de bazı şartlara bağlandığı biliniyor.
Ancak İçişleri ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık’ın bu konudaki görüşlerine katılmamak da mümkün değil: “Annan Planı’nda verilecek bölge, verilmeyecek bölge; Rum malı-Türk malı gibi ayırımlara gidemezdik. Annan Planı’nda bu bölge verilecek, ben bu bölgeye hiçbir yatırım yapmayacağım diyemezsiniz. Çünkü orada yaşayan insanlara çözüm sağlanana kadar vermeniz gereken hizmetler var. Bütün yatırımlarımı planda verilmeyecek görünen yerlere yapayım diyemezsiniz. Biz bütünlüklü bir düşünce içine girdik.”
Arazinin ikinci büyük özelliği ise ormanlık alanın kıyısında bulunmasına rağmen çorak olması. Yani yatırım alanında yapılacak inşaatlar doğaya en az zararla gerçekleştirilebilecek. Hatta arazinin tamamen yeşertileceği düşünülürse, doğanın korunmasından ziyade zenginleştirileceği bile söylenebilir.
Bugüne kadar bakir kalan bölgenin turizme açılmasıyla birlikte, burada irili ufaklı yüzlerce tesisin faaliyete geçmesi öngörülüyor. Bu tesislerin içinde 5 yıldızlı otelden büfelere, restaurantlardan cafelere kadar her türlü işletme bulunuyor. Bu da, yöre insanı için yeni iş imkânları ve bölgenin sosyal olarak canlanması anlamına geliyor.
Güzelyurt Turizim Yatırım Alanı için daha şimdiden 100’lerce başvuru aldıklarını söyleyen yetkililer, gelişmelerden oldukça umutlu. Bölgeye gelecek yatırımcılar için birtakım teşvik paketleri de hazırlanacak olması, sadece yerli sermayenin değil, uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Zaten yapılan başvurular arasında yabancı firmaların da olduğu göze çarpıyor.

ODTÜ: Bir dünya markası
Projenin ikinci temel dayanak noktası eğitim sektörü. Bölgede zaten Lefke Avrupa Üniversitesi’nin ve ODTÜ’nün birer kampusu bulunuyor. İlk hedef bu kampuslerin, özellikle de ODTÜ’nün kapasitesinin artırılması. Zira şu anda 450 öğrenciye hizmet veren ODTÜ Kalkanlı Kampusu’nun altyapısı 10 bin kişiye hizmet verebilecek standartta hazırlanmış. İki yıl içinde kampus nüfusunun 6 bini bulacağı hesaplanırken, böylesi kalabalık bir nüfusun bölgeye büyük bir ekonomik ve sosyal katmadeğer katacağı söyleniyor.
ODTÜ Kalkanlı Kampusu Kurucu Rektörü Prof. Ahmet Acar da bu durumu vurgulamadan geçemiyor. Şu anda üniversitelerinde 150 kişinin iş yeri olduğunu söyleyen Acar, bu sayının gelecek sene ikiye katlanacağından emin. Kampusün tam kapasiteyle kullanıma girmesinin ardından ise 1000 kişiye istihdam yaratması bekleniyor. ODTÜ Kalkanlı Kampusu’nde marketten fitness center’a, bankadan kantine kadar birçok küçük işletme bulunurken, üniversite birçok idari personele de iş veriyor.
Zaten ODTÜ’nün bölgedeki varlığı da şimdiden hissedilmeye başlanmış. Kalkanlı ve Güzelyurt’ta öğrencilere dönük cafe, restaurant ve yurt gibi işletmelerin açıldığı görülürken, öğrenci sayısının artmasıyla bunların da artacağını tahmin etmek güç değil. Öte yandan devlet ODTÜ’de okuyacak öğrencilerin Güzelyurt’ta yerleşmelerini sağlamak için bu tip işletmelere teşvikler vermeye de hazırlanıyor.
Ancak ODTÜ’nün bölge için istihdam yaratmaktan öte anlamları da var. Türkiye’nin dünyaya açılan en önemli markalarından biri haline gelen ODTÜ, her şeyden önce bilim üreten bir kurum. Dolayısıyla sadece aslî vazifesini yerine getirmesi bile bölgeye büyük bir değer katacak. Prof. Ahmet Acar da bunun altını çiziyor: “ODTÜ’nün bölge ekonomisine tabii ki bir katkısı olacaktır. Ama dolaylı katkılarını da düşünmek lazım; çünkü üniversiteyle birlikte buraya kalifiye bir işgücü çekilecektir.”
Prof. Acar, şimdiden KKTC hükümeti için bazı projelerde danışmanlık yaptıklarını ve ileride hem resmî hem de sivil kurum ve kuruluşlara ellerinden gelen her türlü desteği vereceklerini belirtiyor. “Hem buradaki kampusümüzün hem Anakara’daki ana kampusün olanaklarıyla, araştırma projeleri için danışmanlık yapmak ve her türlü desteği sağlamak zaten üniversitemizin varoluş nedenlerinden biri” diyen Acar, üniversitenin bölgedeki işgücü yapısını da değiştireceğini vurguluyor: “Daha geleneksel sektörlerden biraz daha teknolojiye dayalı sektörlerin burada kuvvetleneceği söylenebilir. Zaten daha fazla katma değer yaratan iş alanlarının ortaya çıkması, refahın ve ekonomik kalkınmanın olmazsa olmazlarından biridir.”

Narenciye, yeniden
Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi’nin bir diğer ayağı da narenciye üretimi. Adanın en verimli topraklarından birinde, oldukça lezzetli narenciye ürünleriyle tanınan bölge, en başta söylediğimiz gibi, varlık nedenini de bu ürünlere borçlu. Ancak dönümlerce büyüklükteki narenciye bahçelerinin çoğu, artık miyadını doldurmuş durumda. Tarım alanındaki yeni teknolojilerden faydalanılmaması ve gerekli yatırımların yapılmaması, bölgedeki ağaçların verimliliğini gün geçtikçe azaltmakta.
Proje kapsamında, devlet tarafından sağlanan sübvansiyonlarla ayakta kalan narenciye üretimini yeniden canlandıracak önlemler düşünülüyor. Narenciye ürüticilerinin gerekli altyapı yatırımlarını yapması, ağaçlarını yenilemesi ve yeni teknolojilerden faydalanması için bazı teşvikler hazırlanıyor.
Bu aşamada, ODTÜ’ye de önemli bir misyon düşüyor.
ODTÜ Rektörü Ahmet Acar, bu misyonun farkında. ODTÜ’nün bir ziraat fakültesi olmadığını hatırlatan Acar, “Ama bizde biyoloji ve gen konusunda programlar var” diyor. Biyoloji ve gen konusundaki birikimin tarım sektörüne aktarılabileceğini belirten Acar, “Onun dışında kuvvetli bir işletme ve iktisat birikimimiz var. Ayrıca bizde olmayan uzmanlığın portal’ı olmamız da mümkün. Türkiye’den veya üçüncü ülkelerden uzmanların buraya getirilmesinde katkımız olabilir. Ankara’da da bundan çok farklı bir şey yapmıyoruz” diyor.
Öte yandan, proje kapsamında bölgede faaliyete girecek olan otel, restraurant ve benzeri işletmelerin tonlarca miktarda sebze ve meyveye ihtiyacı olacağı biliniyor. Güzelyurt’un sulu tarıma geçmesiyle bu ihtiyacın bölgeden karşılanması düşünülüyor. Hatta yetkililer, bu ihtiyacın Güzelyurt’taki dönümlerce büyüklükteki tarım alanlarından karşılanamayacak kadar yüksek miktarda olacağını söylüyor
Velhasıl, Güzelyurt’un geçmişinde önemli bir yeri olan tarımsal üretimin, bölgenin geleceğinde de önemini koruyacağı görülüyor.

İnşaat sektörü muazzam boyutlara erişecek
Güzelyurt’u yeniden canlandırıp adanın batısına hareket getirmeyi amaçlayan projenin son ve belki de en temel ayağı inşaat sektörü. Güzelyurt projesi kapsamında yer alan birçok turizm yatırımını bizzat adadaki müteahhitlerin gerçekleştireceğini söylemeye gerek yok. Sözkonusu turizm yatırımların devreye girmesi için gereken üç-dört sene boyunca, buradaki inşaatlar sayesinde bölgenin canlanması bugünden başlayabilir.
Güzelyurt’ta inşaat sektörüne düşen görev sadece turizm yatırımlarıyla da sınırlı kalmayacak. Güzelyurtlu gençler için bölgede ayırılan araziye 1500’den fazla konut yapılması öngörülüyor. Gençlere arazi verileceğinin duyurulmasından sonra aşırı bir taleple karşılaştıklarını söyleyen yetkililer, daha şimdiden 3000’in üzerinde başvuru almış. Bu talep de gösteriyor ki bölgenin konut ihtiyacı oldukça yüksek ve yeni projeler için büyük bir potansiyel var.
Tabii bu potansiyelin hereket geçmesi bölgenin inşaat açısından hareketlenmesini de doğuracak. Dolayısıyla, özellikle Girne’de yoğunlaşan yap-sat sektörünün de buraya kayması söz konusu. Ayrıca özel öğrenci yurtları ve benzeri küçük işletmeler de inşaat sektörünün canlanmasını, inşaat sektörüyle birlikte de bölgenin hareketlenmesini sağlayacak.
Diğer yandan inşaat sektörünün, birçok alt sektörü de harekete geçirdiği biliniyor. İçişleri ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Hasan Fındık, inşaat sektörünün kimilerine göre 62 sektörü tetiklediğini belirtiyor ve “İnşaat sektörü burada muazzam boyutlara erişecek. İnşaat sektörü buraya taşınacağı için, yan sektörler de buraya gelecek. Örneğin sektöre malzeme satan işletmeler de burada mağaza ve ofis açacak” diyor. Bu sektörlere de birtakım teşvikler verileceğini vurgulayan Fındık, Güzelyurt’ta sanayi bölgeleri ve küçük esnaf siteleri oluşturulacağını açıklıyor.

Güzelyurt şimdiden canlanıyor
Güzelyurt bölgesi için düşünülen kalkınma planı, işte bu dört temel noktası üzerinde şekillenen, oldukça büyük bir proje. Bu projenin en büyük amacı ise, Kuzey Kıbrıs’ın sosyal ve ekonomik kalkınmasını tüm yurt sathına yayarak bölgeden başlayan göçü durdurmak; hatta geriye çevirmek.
“İktisadî kalkınma planları yapılırken nüfusun geri döndürülmesi en önemli şeydir” diyen Hasan Fındık da en büyük amaçlarının bu olduğunu söylüyor.
Bu amaca ulaşmanın ve projenin başarıyla sonuçlanmasının en önemli koşullarından biri ise, bölge halkının desteğini almak. İktisadî kalkınma planlarının dünyada birçok örneği bulunuyor ve bu örneklerin başarıları da büyük ölçüde bölge insanını arkalarına almalarında yatıyor.
Bu anlamda Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi yöre insanın desteğini almış görünüyor. Hatta projenin Güzelyurt’u daha şimdiden hareketlendirdiğini söylemek bile mümkün. ODTÜ Kuzey Kıbrıs Rektörü Ahmet Acar, bu canlılığa en yakından şahit olanlardan biri. “Bir bölgenin yapısının değişmesi, kalkınmanın sonuçlarının hissedilmesi çok zaman alır” diyerek temkinli konuşsa da,  eklemeyi de ihmal etmiyor Acar: “Ama şu ana akadar bir güven hissi geldiğini görüyorum. Açıkçası uzun zaman âtıl kalan ekonominin canlandığını hissedebiliyorum.”
Güzelyurt’ta ve Kalkanlı’daki yaşanan değişikliği, kıpırdanmayı görmenin mümkün olduğunu söyleyen Acar, işyeri sahiplerinin bir kısmının da aynı kanıda olduğunu belirtiyor.

5 yılda çok şey değişecek
Elbette, Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi’nin başarısı sadece bölge halkının desteğiyle olabilecek bir şey değil. Projenin geleceği birçok değişkene, birçok faktöre bağlı. Ancak şu ana kadar, projenin emin adımlarla ilerlediği ve ufukta Güzelyurt için güzel bir geleceğin göründüğünü söylemek mümkün. Prof. Ahmet Acar da bizimle aynı fikri paylaşıyor.
Önümüzdeki 5 yıl için bir projeksiyon yapmasını istediğimiz Acar, fiziksel altyapıya yapılacak yatırımların geri dönüşüyle bölgede birçok işyeri açılacağını; birkaç modern otelin kullanıma gireceğini öngörüyor. Turizm ve inşaat gibi öncü sektörlerin yan sektörleri de kuvvetlendirmesiyle 5 yıl içinde Güzelyurt’un sosyo-ekonomik yapısının gözle görünür oranda değişeceğini ifade ediyor. Şimdi tüm yetkililere, yatırımcılara ve sektör temsilcilerine, bu öngörüleri haklı çıkarmak için çalışmak düşüyor. Zira Güzelyurt İktisadî Kalkınma Projesi’nin başarıya ulaşması, sadece Güzelyurtlular’ın değil, tüm Kıbrıslılar’ın yüzünü güldürecek.

 

(İnşaat 2006 / Nisan)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer