Bisiklet hikayeleri

 
İlker Manga, 22 yıldır fotoğraflarla bisiklet hikayeleri anlatıyor. Daha doğrusu içinde bisiklet
de olan insan hikayeleri. Bisiklet yoluna sahip ilk şehir olan Bremen’de yaşayan Manga için bir şehrin zenginliğini o şehrin sokaklarında bisikletleriyle özgürce gezebilen çocukların sayısı belirliyor. Fotoğrafevi’nde açtığı ‘Bisiklet Ateşi’ isimli sergi için İstanbul’a gelen
İlker Manga’yla bisikleti ve bisikletin kent için önemini konuştuk.

1982 yılından beri bisikletleri fotoğraflıyorsunuz. Bisikletle aranızda ne var?
Bisiklete sempatim her zaman vardı, ancak içimdekilerin fotoğraflara yansıdığını fark etmem tesadüf sonucu oldu. 18 yaşımda bir sergi için dosya hazırlarken en iyi fotoğraflarımın bisiklet konulu olduğunu gördüm. Ardından düzenli olarak bisiklet fotoğrafları çekmeye başladım. Tekrara düşmemek için bir deftere notlar çiziktiriyordum. Bisikletle aramdaki ilişkiye gelince: Bisiklet benim için sadece bir ulaşım aracı değil. Bisiklet, kullanana, hatta izleyenlere bir oyun duygusu yaşatır. Oyunda, olmazsa olmaz kural insanın zamanı kendisi için harcaması ve bundan zevk almasıdır. Bisiklete binilirken bir türev olarak bu duygu ortaya çıkar. Oyun duygusunu yaşatması, insanın ilk yıllarından hayatının sınırlarına kadar kullanabilmesi; spor yapmaya ve sağlıklı kalmaya yaraması, ulaşım ve taşıma gibi özellikleri olması, bu kadar işlevsel olurken çevreye zarar vermemesi; yaş, kuşak ve sınıf farkı tanımaması ve her yaştan insanın ortak oyuncağı olması benim bisiklete bakışımı ve ilgimi belirleyen özellikleri.

Bu ilginin kökeninde Adanalı olmanızın da etkisi olduğunu söylemişsiniz...
Adana ve Konya Türkiye'de bisiklete en çok bilinen şehirler. Bu iki şehir bana Türkiye'de bisiklete nasıl bakıldığını gözleme fırsatı verdi. Bisikletin ülkemizde bir tanımı olmadığını, daha çok çocukların bindiği bir araç olarak bakıldığını, yetişkinler biniyorsa bunun sınıfsal bir simge olarak algılandığını bizzat yaşadım. Bu nedenle çalışmamda bisikletin ülkeler, sınıflar ve kültürler arasındaki kullanım farklılıklarını göstermeye çalıştım.

Peki bisikleti aynı zamanda estetik de buluyor musunuz?
Evet, bisiklet form olarak hoş bir araç. Basit. Ama her hoş ve basit görünen şey gibi, ondan iki boyutlu ürün çıkarmak zor. Küçük bir açı değişikliğinde bütün bir görüntünün kaybolduğunu, yeni bir karenin pesine düşmem gerektiğini 22 yıldır her gün yaşıyorum. Ama nesne olarak estetik olması değil beni bisiklete çeken. Asıl üzerinde durduğum insanın bisikletle kurduğu ilişki; bisikletin insana sunduğu özellikler, günlük hayattaki fonksiyonları, genel olarak insani yanı... Bisikletle tek başına hikaye anlatmaz. Ben ise hikaye anlatan fotoğraflar üzerinde duruyorum. Eğer o estetik araca bir insan eli değmişse, onda insanla kurduğu ilişkinin izlerini bulabiliyorsak bize sıcak ve çekici gelir. İşte bunu içeren fotoğraflar hikaye anlatmaya adaydır.

22 yıl süresince binlerce bisiklet görüntülemiş olmalısınız. Sizi en çok etkileyen hangisiydi?
Demokratik Alman pedal Taeve Schur, benim çocukluk idolümdü. Onun bisikletine binmeyi çok isterdim. Schur, bisiklet sporunun gelmiş geçmiş en büyük taktisyeni olarak bilinir. Bir de bisikleti geniş kitlelere yayan, çok başarılı olmasına rağmen amatör olan bir pedal. Kendisiyle federal milletvekiliyken tanıştım, ortak işler de yaptık ve sonunda bisikletine dokunma fırsatı buldum. Gerçekten hayal etmeye değer özel yapım bir bisikletti. Bunun dışında en çok beğendiğim Hollanda stili olan şehir bisikletleridir; ağırdırlar, kolay bozulmazlar ve ömür boyu size eşlik edebilirler. Türkiye'de üretilen Bisan bisikletleri ise Çin modelidir, onların klasik tasarımı da çok hoşuma gider.

Her kültürün bisiklete bakışının farklı olduğunu söylüyorsunuz. Peki İstanbulluların bisiklete bakışını nasıl görüyorsunuz?
Bunun s
on 15 yıl içinde çok değiştiğini söyleyebilirim. Bu sürede ortaya yeni bir orta sınıf çıktı İstanbul'da ve bu insanların bisikleti en azından hafta sonunda kullanmak istediklerini görüyorum. Ama Türkiye’de bir bisiklet kültürü yok. Oysa istenirse İstanbul'da bisiklet konusunda da çözümler üretilebilir. Bir standart çocuk tanımı içinde, ‘Türkiye'de temel eğitimden geçmiş her çocuğun şu sayıda çocuk kitabı okuduğundan, bisiklete binebildiğinden ve yüzme bildiğinden yola çıkılır’ denebilse, bu insani araçtan hakkıyla yararlanılabilir. Sporun futbolla eşanlamlı düşünüldüğü Türkiye'de kitleler bisiklet yoluyla spor yapmaya çekilebilir. Üstelik İstanbul, birkaç semti dışında tutarsak bisiklete uygun bir şehir.

KUTU
Sizce bisikletin kentlilik kavramıyla nasıl bir ilişkisi var? Bisikletin modern kentlerdeki yeri ne olmalı?
Şehir kültürü ve zenginlik kavramlarının bendeki karşılıkları biraz farklı. Benim için zenginliğin ölçüsü lüks otomobiller, sokak kültürünü öldüren siteler, hayattan yalıtılmış yüksek binalar ve lüks oteller değil; benim için zenginlik kültür ve özgürlüktür. Eğer bir ülkede çocuklar bisiklete binebiliyor, yüzme biliyor, çocuk edebiyatıyla büyüyor ve sokaklarında ezilme tehlikesi olmadan özgürce oynayabiliyorsa, bence o ülke zengindir. Artık şehir denince kalabalık ve karmaşık metropoller düşünülüyor. Bu nedenle de bir iki milyon nüfusa sahip kimi Avrupa şehirlerine burun kıvrılıyor. Oysa bir şehrin ölçüsü yüzölçümü ya da kalabalığında aranmamalı. Belki de tersi, asıl sorgulanması gereken bir şehrin neden bu kadar büyüdüğü. Bir şehir kontrol edilemez ölçüde büyüyorsa, bu o ülkede işlerin doğru gitmediğini gösterir.

 

(Zipİstanbul Dergisi)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer