Yılma, başar

 
Jale Yılmabaşar, bu günlerde sıkça duyduğumuz ‘çok yönlü sanatç’ sıfatını hakeden nadir insanlardan. Türkiye’nin ilk kadın seramik profesörü olan Yılmabaşar, aynı zamanda balerin ve resimleri pek çok ünlü galeride sergilenen dünyaca tanınmış bir ressam.

Çok yönlü bir sanatçı olarak sanat hayatınızdaki gelişimleri bize anlatabilir misiniz?
Sanat hayatımdaki gelişmeler, duygularıma göre değişiyor. Seramik, resim, Marmara Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliğim... Yurtıdışı sergilerim ve yeni kitabım için yaptığım çalışmalar günde 18 saatimi alıyor.

Sizin horozlara, kızınızın ise kedilere olan merakı dikkat çekiyor. Sanatınızdaki bu motiflerin kaynağı nedir?
Güzel Sanatlar Akademisi’nde bize canlı model olarak horoz ve kedi kullandırırlardı. 1963’teki ilk sergimde yer alan horozlar o kadar beğenildi ki, ondan sonra da horozları kullanmaya devam ettim. Bildiğniz gibi, her sanatçının kendine özgü sembolik bir motifi vardır. Bunlar sanatçının markası gibidir. Bu anlamda ben kendime “Horoz”u, kızım da “Kedi”yi seçmiş oldu.

Resimlerinizi yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?
Ben çalışırken ve resim yaparken her şeyden ilham alırım. 1985 senesinde köprünün ayakları atölyemin üzerinden geçtiği için atölyem istimlak edildi. Bu olay beni çok üzdü ve İstanbul’dan uzaklaşmak istedim. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki görevime ara vererek Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nin Resim ve Grafik Bölümü’nün 27 profesörünün juri olduğu yetenek sınavını kazanarak öğrencilik hayatıma yeniden başladım. Resim diplomamı alana kadar seramik profesörü olduğumu söylemedim. Çünkü profesör olduğumu bilseler her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğretmeyebilirlerdi. Atölyemin yıkımının üzüntüsü yaratıcılığımı olumlu yönde etkiledi ve bu resimlerime de yansıdı. Bu tarihten itibaren resimlerimin konusu atölyem, köprü ve horozlar oldu.

Çalışmalarınızda kullandığınız malzemeler nelerdir?
Ben hep kaliteli ve iyi malzemeleri kullanırım. Malzemelerimi Almanya’dan veya Paris’ten alırım. Ben Münih Sanat Akademisi’nin Resim bölümünden mezun oldum. Münih’te bir de resim atölyem var. Dolayısıyla yaşantımın önemli bir kısmını bu kentte geçiriyorum ve çalışmalarımı orada sürdürüyorum. Bu yüzden de bütün malzemelerimi yurtdışından alıyorum. Genelde ihtiyaçlarımı Münih Akademisi’nin dükkanından karşılıyorum. En iyi netice veren markaları tercih etmeye gayret ediyorum.

Bu markaları Türkiye’de de bulabiliyor musunuz?
Evet, bir kısmını Türkiye’de bulmak mümkün ama tamamını değil.

Kullandığınız bu malzemelerle zaman içinde aranızda duygusal bir bağ oluşuyor mu?
Sürekli kullandığım ve artık alıştığım boyalar ve diğer malzemeler yaşamamın bir parçası oluyor diyebilirim.

Kullandığınız malzemeleri üreten firmaların yetkililerine söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Onlara önerileriniz veya tavsiyeleriniz olabilir mi?
Kullandığım malzemeleri üreten firmalara bazen önerilerde bulunduğum oluyor tabii. Çünkü bir sanatçı için, özellikle de ressamlar için kullandığı malzeme oldukça önemlidir. Mesela boyaların çok kaliteli olması gerekir. Uzun yıllar renklerini muhafaza etmeleri, solup bozulmamalı çok önemlidir.

Sanat hayatınızda 40 yılı geride bıraktınız. Önümüzdeki dönemler için yeni projelereniz nelerdir?
Ben sanat hayatımda bugüne kadar iki defa altın madalya kazandım. 1968’de İtalya’da, 1969’da da Almanya’da. Türkiye’nin ilk kadın seramik profesörü oldum ve Türkiye’deki ilk seramik öğretici kitabını yazdım. Bugüne kadar 29 ülkede sergi açtım ve Avusturalya’dan New York’a kadar her yerde ders verdim. Şimdi, yeni kitabımı ve Paris’ta açacağım yeni sergimi hazırlıyorum. Başka projelerim de var tabii.

Siz aynı zamanda Türkiye’yi yurtdışında da başarıyla temsil eden bir devlet sanatçısısınız. Birçok ülkenin birçok önemli galerisinde sergi açtınız. Sanata ve sanatçıya gösterilen değer açısından ülkemizi bu ülkelerle kıyaslayabilir misiniz?
Yurtdışında sanatçıya verilecek değer onun kazandığı ödül ve başarıları ile değerleniyor. Bu anlamda benim için en önemli olan UNESCO’nun verdiği ödüldü. Ayrıca Paris’te Picasso ve Miro’nun eserlerinin önünde eserlerimin sergilenmesi de benim için çok önemliydi.

Son olarak, şu günlerde insanların resim yapmaya olan merakının arttığı gözlemleniyor. Amatör olarak resimle uğraşan insanlara, akademisyen ve deneyimli bir sanatçı olarak öneri ve tavsiyeleriniz olabilir mi?
Amatör olarak resimle uğraşanlara tavsiyem öncelikle çok iyi malzemelerle bu işe başlamaları. Kitaplardan yeni teknikleri öğrenerek ve kimseyi taklit etmeden, özgün olmaya gayret ederek çalışmalarını sürdürmeleri. Özgün olmalı ve “yılma”dan “başar”malılar. Hepsine bol şans.

Kutu
Neden horoz?

Sanat eleştirmeni Prof. Zahir Güvemli, 2 Mart 1963 tarihli Yeni Sabah Gazetesi’nde, o zamanlar parlak bir seramik sanatçısı olan ve ilk sergisini horoz motifleriyle süsleyerek adından söz ettiren Jale Yılmabaşar’la bir söyleşi yapmış. Bakın Yılmabaşar, Prof. Güvemli’ye neden horoz motifini kullandığını o zamanlar nasıl anlatmış:
Babam makine mühendisidir. Dedem gibi o da hayatını kendi kurmuştur. Güç şartlarda, şahsi tesebbüsleriyle Fransa ve Almanya’da tahsil görmüştür. Soyadımız bu sebeptan iddialı gibi görünür. Ama biz soyca döğüş horozlarına benzeriz. Horoz, bence hayvanların en güzelidir. Onun için, seramiklerimde ona geniş yer ayırdım. Bir kere biçimli. Vücut yapısının çizgileri son derece ahenkli... Hareketleri kıvar. Ben, baleci olarak, herhangi bir canlının vücut yapısındaki hareket güzelliğine de ehemmiyet veriyorum. Sonra, horoz renkli bir hayvan. Döğüşken de. Hocam Hakkı İzzet bir fıkra anlatmıştı: Bir Çin hükümdarı, nakkaşına bir horoz çizmesini emretmiş. Adam hükümdarı üç ay oyalamış; sonunda sıkıştırılınca resmi getirmiş ki, daha boyaları yaş. Hükümdar kızınca, nakkaş onu çalıştığı yere götürmüş, hükümdara, yaptığı yüzlerce horoz resmini göstermiş... Bu basit neticeye ulaşabilmenin ne kadar güç olduğunu gösteren hikayeyi pek severim. Horozun canlılığını, kıvraklığını verebilmek ancak yüzlerce horoz yaratmakla mümkün olur.

Jale Yılmabaşar kimdir?

1957 yılında AFS bursuyla ABD’ye giden Jale Yılmabaşar, Albany Union High School’da eğitim gördükten sonra, 1958 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik bölümüne girdi. Aynı yıl Delet Konservatuvarının bale bölümüne de giren Yılmabaşar, 1962 yılında seramik bölümünü bitirerek asistanlığa başladı. 1 Mart 1963 yılında ilk kişisel segisi olan “Jale'nin Horozları” açıldı. 1966 yılında bale bölümünden mezun olarak konservatuvarda öğretim üyeliğine başladı. 1968 yılında İtalya’da, 1969 yılında ise Almanya’da katıldığı seramik yarışmalarından altın madalya ile döndü. 1970’de AKM Seramik Yarışması’nda birinci olan Yılmabaşar, 1971 yılında Düsseldorf sergisini açtı.  1972’de eserleri Hetjens Seramik Müzesi'ne alınan Jale Yılmabaşar, Avustralya, Almanya, Meksika, Tayland, Belçika, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelerde sergi açtı. 1985 yılında Türkiye'nin ilk kadın seramik profesörü ünvanını alan Yılmabaşar, 1991 yılında Paris’te açtığı 30. yıl sergisi ile 30. sanat yılını kutladı. Resim ve seramik çalışmalarına İstanbul ve Münih’te bulunan atölyelerinde devam eden Jale Yılmabaşar, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor.

 

(Frekans Dergisi)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer