Yatırımcının son umudu da yıkılmak üzere
Teşvik tarih oluyor

IMF'nin baskısı ve kaynak sıkıntısı nedeniyle sınırlı birkaç teşvik aracı dışında
yürüyemeyen teşvik sisteminin kaldırılması gündemde. Yeni düzenlemeyle teşviklerin
yatırım indirimi ve KDV iadesine indirgemesi hesap ediliyor.

Devlet Bakanı Ali Babacan, geçtiğimiz günlerde, “Türkiye’de yatırım yapmak için çok iyi bir dönem” açıklamasını yaptı. Babacan, Türkiye’de yatırım ortamının iyileştirilmesi için çeşitli yasal düzenlemeler yaptıklarını ve yabancı sermayenin Türkiye’ye çekilmesi konusunda önemli adımlar atmaya başladıklarını belirtti. Oysa IMF’yle 4. Gözden Geçirme’ye ilişkin hazırlanan Niyet Mektubu bunun tam tersini ortaya koyuyor. Zira Niyet Mektubu’nda yatırım teşviklerinin asgariye düşürüleceğine ilişkin bir ibare yer alıyor. Aslında burada göze çarpan çelişki, yatırım teşvikleriyle ilgili bugüne kadar yaşanan sıkıntıları da özetliyor. Yatırım teşviklerinden faydalanan girişimcilerin sayısının her geçen yıl azalması da bu sıkıntıları gösteren bir diğer gösterge. 1998’de yatırım teşvik belgesi alan yatırımcıların toplam sayı 4291 iken, 2002’de bu rakam 3002’ye düşmüş. Tabii yatırım belgesi alan her girişimcinin bu belgeyi kullanmadığı da gözönüne alınırsa, yatırım teşviklerinden faydalananların sayısının sürekli azaldığını söylemek mümkün.

Yatırım teşviği: Varla yok arasında
Türkiye’de yatırım teşviği denilince akla ilk gelen müstehcen fikirler oluyor. Bir girişimcinin yatırım yaptığını duyanlar, ‘Acaba ne kadar teşvik almıştır’ diye düşünüyor ilkin. Ancak konuya yatırımcılar açısından bakınca durumun hiç de öyle olmadığı anlaşılıyor. 1986’dan sonra nakit teşvik uygulanmasından tamamen vazgeçilmiş olması, teşviklerin kötüye kullanılmasının büyük ölçüde önüne geçen bir uygulama olmuş. Ancak bu tarihten sonra da yatırım teşviklerinde önemli sorunlar ortaya çıkmaya başlamış. Hükümetler bir taraftan yatırımcıyı teşvik etmek adına birtakım girişimlerde bulunurken, sanki diğer taraftan da veriyor gibi gözüküp de “nasıl vermeyiz”in hesabını yapmışlar. Örneğin, yatırım indirimi uygulaması yatırım teşvik belgesinin alındığı tarihte başlıyor. Ancak yatırım firmaları, yatırımın yapıldığı yılları takiben zor bir dönemden geçiyorlar ve kâr etmeye başlamaları kimi zaman beş, altı yılı bulabiliyor. Tam işletme teşvikten faydalanacak duruma gelmişken yatırım indirimi uygulamasına son veriliyor. Yatırım teşviklerinde gümrük, resim ve harç istisnası gibi kalemler de yer alıyor. Ama bunlar da pratikte hiçbir katkısı olmayan teşvikler. Zira Batı’dan alınan mallarda zaten gümrük uygulaması bulunmuyor. Diğer bir kalem, yerli makine ve teçhizatların alımında KDV’si kadar devlet desteği. Ancak Türkiye’de sanayicilerimizin işine yarayacak yerli makine üretimi çok az. Yerli olarak alınan teçhizatların birçoğu da devlet tarafından makine olarak addedilmediğinden teşvikten muaf tutuluyor. Devlet tarafından teşvik olarak gösterilen, oysa pratikte sanayicilere hiçbir katkısı olmayan uygulamaları uzatmak mümkün. Zaten yatırımcılarımız rakipleriyle uluslararası arenada eşit şartlarda üretim koşullarının sağlanmasını bugün en büyük teşvik olarak görüyor.

Niyet teşvik mi?
Hal böyleyken, IMF ile yapılan 4. Gözden Geçirme kapsamında hazırlanan Niyet Mektubu, hükümetin niyetinin zaten somut olarak pek bir karşılığı olmayanyatırım teşviklerini sınırlandırmak olduğunu gösteriyor. Kaynak sıkıntısı nedeniyle sınırlı birkaç teşvik aracı dışında yürümeyen teşvik sisteminin,yeni düzenlemeyle yatırım indirimi ve KDV iadesine indirgenmesi hesap ediliyor. Sübvansiyonlu kredinin dışında ana teşvik olan vergisel teşviklerden yatırımindirimi, gümrük muafiyeti ve KDV iadesi de budanmaya aday teşvikler arasında bulunuyor. Nitekim yatırım indiriminden yararlanan kazançlara uygulanan fon payı dahil yüzde 19.8’lik stopaj, son vergi tasarısı kapsamında yapılan düzenlemelerle sıfırlanıyor. Bu yatırımcı açısından avantaj gibi gözükse de, yatırım indirim oranı yüzde 100’den yüzde 40’a çekilince bu avantaj da elden alınıyor. Yatırım teşviklerini sınırlandıracak olan yasa tasarısının, IMF’ye verilen takvime göre haziran ayına kadar TBMM’ye sunulması gerekiyor. Niyet Mektubu’nda yer alan ‘Yapısal Kriterler’ başlığı altında, bu yasa tasarısının temmuz ayına kadar TBMM’de onaylanması öngörülüyor.  Bu yasa kapsamında sınırlandırılacak olan teşvikler arasında, istihdam, eğitim, çevre ve kalite, araştırma geliştirme, KOBİ işbirliği, pazar araştırma, yurtdışı tanıtım yardımı, yurtdışı ofis ve mağaza açma gibi kalemler de yer alıyor.

IMF ikna edilebilir
Yatırım teşviklerinin sınırlandırılmasının IMF Niyet Mektubuna girmesine karşın, yatırımcılarımız IMF’nin bu konuda ikna edilebileceğini düşünüyor. Zira Türkiye’deki harç, damga pulu gibi uygulamaların dünyanın hemen hiçbir yerinde benzeri yok. Dolayısıyla bunların teşvik kapsamına girmesinin, dünya klasmanında Türkiyeli yatırımcılara özel bir uygulama olarak görülememesi gerekiyor. Diğer taraftan Avrupa, emek yoğunluklu sektörleri büyük ölçüde sınırları dışına taşımış durumda. Bu sebeple, IMF’nin bu sektörlerdeki üreticilerin sorunlarından bihaber olması doğal karşılanabilir. Türkiye’de enerji fiyatlarının dünya standartlarının üstünde olduğu ve OECD üyesi ülkelerde çalışmayla ilgili en yüksek vergilerin bizim sanayicilerimizin üstünde olduğu da unutulmaması gereken diğer faktörler. Öte yandan IMF’nin, “Serbest bölgelerde vergi muafiyeti sağlamışsınız. Bu kara delikleri kapatın” beyanatı da doğru yorumlanmaya muhtaç. IMF bunu serbest bölgede üretim yapanlar için değil, orada ülkenin vergi kaybına neden olan operasyonlar için söylüyor. Serbest bölgelerin vergi dengeleme yeri olmasını önlemek de zaten Türkiye’nin çözmesi gereken bir sorun. Dolayısıyla IMF’nin bu konularda ikna edilme olasılığı bulunuyor.

4325’e güle güle...
Gündemdeki yeni teşvik yasası, yöreler ve sektörler arasındaki farklılıkları da gözardı ediyor. Bu açıdan, 4325 sayılı yasanın getirdiği imkânları dışlayan ve Anadolu gerçeğine gözlerini kapatan bir yasayla karşı karşıyayız. Bu yasa, bütün sektörleri ve Türkiye’nin 81 ilini aynı kefeye koymakla Türkiye’deki gelir dağılımını, bölgeler arasındaki sosyal ve ekonomik farklılıkları, istihdam sorununu görmezden geliyor.  Oysa 4325 sayılı yasa, hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli bir yükü üstlenebilir. Türkiye’nin rekabet içinde olduğu ülkeleri düşünürsek, bugüne kadar atıl kalan Anadolu’daki potansiyel devreye sokulabilir. Bunun için de 4325 sayılı yasanın yeniden ve daha kapsamlı bir şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Öte yandan, sadece yeni istihdam yaratmak ve sosyal ve ekonomik olarak bölgeyi kalkındırmak için değil, bölgedeki mevcut yatırımların devamını sağlam için de 4325’in yenilenmesi önem arz ediyor. Bölgedeki yatırımları teşvik etmenin yolu 4325’i yenilemenin de ötesinde girişimleri gerekli kılıyor. Zira Doğu Anadolu’ya nitelikli iş gücünü taşımak bugünün şartlarında oldukça güç. Ekonomik ve sosyal olarak bir hayli geri kalmış olan bölgeyi cazip hale getirmek için sosyal imkânların da artırılması gerekiyor.

Yatırım ortamı, yeniden
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamı aşmanın ve istihdamı artırarak hem işsizliği azaltmanın hem de ekonomiyi canlandırmanın yolu yatırım yapmaktan geçiyor. Türkiye’nin yeniden bir yatırım ortamına girmesi için ise, bugüne kadar yapılan zincirleme hataların düzeltilmesi gerekiyor. Zira bugün çalıştırılmayan onlarca tesis var. Bunların bazıları sahipleri tarafından kasıtlı olarak çalıştırılmıyor, çünkü bu tesislerin çalışması sanayicinin cebinden para koymasına bağlı. Diğer taraftan, 2005’te ne olacağının görülemediği bu ortamda yatırım yapılması da ciddi riskler barındırıyor. ABD 2005’e karşı kendini koruyacak safe guard mekanizmalarını çıkararak bunu çelikte uyguladı. Ocak ayı itibariyle Avrupa Birliği’nden de Safe guard uygulanmasıyla ilgili bir kararname çıktı. Eğer AB Safe Guard’ı iyi kullanır ve Kuzey ülkelerinin etkisinde kalmazsa, Türkiye de bir yatırım atağı daha yaşanması mümkün olabilir. Yatırımın önündeki bir diğer engel de parayla para kazanmanın oldukça kolay olduğu, yatırımla para kazanmanın taş çiğnemek anlamına geldiği bir süreç yaşanması. Bu açıdan bakıldığında, bugünlerde sanayicileri yatırıma teşvik edecek ciddi girişimlerin yapılması gerektiği aşikar. Zira Türkiye’nin komşuları sanayicilere çok ciddi nimetler sunuyor. Türkiye, büyük fabrikaların sessiz sedasız ülke dışına çıktığı, işçilerine tazminatlarını ödeyip makinelerini gönderdiği günleri yaşadı. Bu gidişatı tersine çevirmenin ve yabancı sermaye için Türkiye’yi cazip hale getirmenin yolu Doğu’ya yapılan desteklerin artarak sürmesinden geçiyor. Rakip ülkelerin şartları İstanbul’da, Trakya’da sağlanamıyorsa bile Doğu’da sağlanabilir. Anadolu’da atıl olarak duran kapasite kullanılabilir. Bunun içinse aldığı kararları günden güne değiştirmeyen, verdiği hakları geri almayan, istikrarlı, planlamalı ve ciddi bir yönetim şart. Devletin veremeyeceği yüklerin altına girmemesi gerekiyor. Sanayicilerini küstürecek noktaya geldikten sonra verebileceklerini vermek için de yatırımcının peşinden koşması gerekiyor

 

Kemalettin GÜNEŞ / Günkar A.Ş
4325 çıkmazsa fabrikalar kapanabilir

Yatırım yapmak için neden Güneydoğu’yu seçtiniz?
Birincisi sanayici ve tüccar olarak düşünerek oradaki teşvik yasasından yararlanmak istiyoruz. İkincisi ise olayın sosyal boyutu ve her şeyden önce bizim Güneydoğulu olmamız. 1999’da biz Adıyaman’a giderken Bulgaristan veya Romanya’da yatırım yapma ihtimlimiz de vardı. Bulgaristan ve Romanya bize iki üç saatlik yerler. Ama biz dedik ki 18 saatlik yer olsun, memleketimiz olsun. Gittik memleketimize yatırım yaptık. Teşviklerden de faydalandık. Ancak bazı prosedürleri bilemediğimizden ya da  devletin birtakım yasal engeller koymasından teşvikten yararlanamadığımız konular da oldu.  Mesela elektrik teşviğinden yararlanamadık. Çünkü elektrik teşviğinde deniliyor ki, teşviğini tamamlayacaksın, ondan sonra elektrikten yararlanacaksın. Orada daha fazla verim almaya başladık; bu oradaki insanlardan kaynaklanıyor. Dolayısıyla hem tüccar olarak, hem de sosyal boyutundan faydalandık. Orası küçük bir yer olduğu için,insanlara faydanız olduğunu doğrudan görebiliyorsunuz. Vicdanen huzurlu oluyorsunuz. Şu anda Adıyaman’da 300’ün üzerinde elemanımız var. İnşallah önümüzdeki günlerde 4325 numaralı yasa daha genişletilerek çıkacak ve biz de yatırımlarımızı artıracağız.

Yararlandığınız teşvikler nelerdi?
İşçilik bizde üretim maliyetinin yüzde 25-30’u. Orada işçilik ucuz. İkincisi SSK prim avantajımız vardı, muhtasar vergisinden faydalanıyoruz, eğer teşvik yatırımlarımızı tamamlasaydık elektrik teşviğinden de yararlanacaktık. Bedelsiz arsa olanağı vardı ama biz organize sanayi bölgesinden bedelli aldık; bu da çok kayda değer bir ödeme olmadı zaten. Ben Güneydoğu’ya yatırım yapanın ilerde muhakkak kazanacağını düşünüyorum. Türkiye sadece İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara değil.

4325 yeniden çıkmazsa sizce neler olabilir?
Yasa çıkmazsa, sadece ben değil, orada yatırım yapan çok kişi fabrikasını kapatabilir. Çünkü orada yan sanayi olmadığı için insanlar üretimini İstanbul’dan, Bursa’dan, İzmir’den nakliyeyle sevkettiği malzemelerle yapıyor. Maliyet artıyor ve rekabet gücünüz zayıflıyor. O zaman, kazancım azalıyorsa niye İstanbul’dan İzmir’den kalkıp oraya gideyim diyorsunuz.

Yöresel teşviğin kaldırılması ihtimaline ne diyorsunuz?
Zannetmiyorum; Adıyaman’la İstanbul aynı olabilir mi? Değişeceğini düşünüyorum ben. Büyükçekmece’ye verilecek teşvikle Adıyaman’a verilecek teşvik aynı olursa o zaman insanlar niye başka yere gitsin ki? İstanbul, İzmir yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalır. Çok büyük sıkıntılar yaşanır. O zaman teşvik yasasının çıkmasına ne gerek var?
Önceki yasa 22 ile öncelikli vermiş. Bu rakam çok değil mi?
Bu illerin hepsi çok geri kalmış ve ihmal edilmiş bölgeler. Zaten zannediyorum bunu üç bölgeye ayıracaklar. Nasıl elektrikte bölge bölge ayrıldıysa, burada da aynı yöntem uygulanmalı. Nüfus ve gelişmişliğe göre, bölgelerin yapısına göre gruplandırılmalı.

4325’in eski halinde nasıl sıkıntılar yaşadınız?
Ben oraya gidip yatırım yapacak insanlara devletin para desteği vermesine karşıyım. Devlet şunu söylemeli: Git, yatırımını yap, ondan sonra gel benim teşviklerimden yararlan. Orada teşvikli dediğimiz bir bölgede bedava arsa var mesela. Ama devletin hazine arazisinden gösterdiği yerlerin ulaşımı çok zor, elektriği ve suyu yok, insanları oraya götürmek için servis tutmanız gerekecek gibi... Merkeze yakın, alt yapısı olan yerler gösterilirse daha iyi hizmet gider diye düşünüyorum.

Eksik gördüğünüz, düzeltilmesini istediğiniz başka neler var?
Elektrik teşviği var. Elektrik teşviğinin hızla düzeltilmesi lazım. Elektrikte, yüzde 50’den başlayarak beş yıl içinde sürekli azalan bir teşvik var. Mesela ilk yıl yüzde 50, sonra yüzde 40, sonra 30 gibi sıfıra inen bir eğri söz konusu. Bu iyi bir şey aslında. Ama bundan teşvik kapamanı yaptıktan sonra yararlanabilirsin diyor. Teşvik bir senede kapatılmaz ki! Makine yatırımı bir senede bitmez veya binaları bir sene içinde hizmete sokamazsınız. Adam yatırımını yapıyor, tam faal hale gelecek, elektrik teşviği bitiyor. Bunun zamanlamasını iyi yapmak ve süreyi iyi belirlemek gerek.

 

İzzet İLLE / İtalteks
Yatırım teşvik komedisi

Yatırım teşviklerinde nasıl sorunlar yaşıyorsunuz?
Özellikle 1993’ten sonra alınan yatırım teşvik belgelerinde facia yaşandı. Herkes tesis yapılması için teşvik alındığını düşünür. Fakat bugün teşviğin sadece adı kalmış. Biz 1993’te büyük bir yatırıma başladık. Dolar 11 bin liraydı. Bu tip büyük yatırımlar yaparken yedi sekiz senelik krediler bulursunuz. Bunları aracı bankasız sağladık ve koca koca yatırımlar yaptık. Ertesi sene bir kriz, dolar bir anda 40 bin lira. Makineler geliyor, siparişler var. Bu yatırım sekiz senede geri dönecek. Bir bakıyorsunuz, daha makineleriniz montajdayken maliyetiniz dört misline çıkmış. Bunları sadece biz değil, yüzlercesi yaşadı.

Aldığınız teşvik belgelerinin içinde ne vardı? Sözde yatırım indirimi var. Yani? Şirket çalışacak, para kazanacak; oysa yatırımcılar 5-6 sene para kazanamaz. Siz o dönem içinde yatırım indirimine haizsiniz. Zaten kâr yok ki yatırım indirimi olsun! O yatırım indirimini de belirli belgelerde her sene değerlersiniz. 1993 belgelerinde 1997’den sonra yeniden değerleyemezsiniz dediler. Yatırım indirimi de gitti. Bir de gümrük, resim ve harç istisnası var. Ama makineler Batı ürünü, Batı’dan aldığınız hiçbir şeyde gümrük yok. 

Söz verilip yapılmayan şeyler de olmuş sanırım...
Fon kaynaklı krediler var. Eğer siz yatırımınızı dış krediyle finanse ederseniz yüzde 30’a, 40’a kadar biz size yüzde 15-20 faizle para vereceğiz dediler. Belgenin içinde de bunlar zikredildi. Fakat 94 krizi geldi. Kriz zaten sizi çarpmış, Ankara’dan gelen yazı bu: “Fonumuzda para yok, bunları karşılamıyoruz.” Devletle akit imzalıyorsunuz, sözünde durmuyor. Eğer ipotek verecekseniz tapu harcınızı almıyor. Gayet tabii almayacak. Fakat, bu kadar belgeye rağmen açtığınız akreditif varsa akreditifte harç almaya devam ediyor. Böyle yüz binlerce dolarlık harçlar ödedik. İnsanlar Türkiye’de yatırım yapmamaya özendirildi yıllarca. Şimdi yatırım deyince tüylerimiz diken diken oluyor.

Başka neler var?
Mesela SSK ve enerji indirimi vardı. SSK priminin yarısını ödeyeceğim diyordu. Çalışır durumda bir fabrikanız var, belgeyi kapatıp primi almaya gidiyorsunuz, diyorlar ki bu tesis ne zaman çalışmaya başladı. Bu tesis hep çalışıyordu, ilaveler yaptık; yatırım oydu. Ama tesisin çalışmaya başladığı tarih yoksa SSK’ya bu parayı ödeyemeyiz diyor. Yatırım deyince illa yeni bir fabrika açmak zorunda değilsiniz ki! Yani enerji indirimlerini de SSK prim teşviklerini de alamadık. Fon kaynaklı kredilerin yüzde 3-4’ünü zor aldık. İşte bu yatırım teşvik komedisi.

4325 Doğu’ya yatırımı teşvik etmek için yeterli mi sizce?
1995’te Bilecik’te tesis yaptım. Üniversiteden yeni mezun öğrencileri bile götüremedim. Hindistan’dan üç tekstil mühendisiyle çalıştırdık fabrikayı. İstanbul’a iki saat, Bursa’ya bir saat mesafede bir Batı şehri bu; Doğu şehri de değil. Peki Adıyaman’da nasıl yatırım yapacağım? Renault’nun fabrikası var Bursa’da, ama orda çalışan bütün Fransızlar için imkân sağlanmış; çocukları için okul yapılmış. İnsanlar artık refahla yaşamak istiyor, ilkel şehirlerde kalmak istemiyor.

4325’de de 22 şehir var. Bu rakam çok değil mi?
Kesinlikle. O yörelere gidecek insanlar alt yapı arıyor. Ben size bir hikayemi daha anlatayım. Almanya’dan bir fabrika aldık. Bununla ilgili bir yatırım teşvik belgemiz vardı. Makul bir süre verin dedik. Çünkü giderken alıp almayacağınızı bilmiyorsunuz. Ne aldığınızı sonradan anlıyorsunuz; makine tiplerini, modellerini, numaralarını alıyorsunuz, gelip burada müracaatınızı yapıyorsunuz, Ankara’ya yollayıp belgenizi revize edeceksiniz. Ankara’ya müracaat etmemizden bir gün önce bir tebliğ çıkmış. Diyor ki, artık kullanılmış makineyle ilgili teşvik vermiyoruz. Güzel, ben de aynı fikirdeyim. Türkiye’yi mezarlık yapmayalım. Ama dersiniz ki bu altı ay sonra uygulamaya geçecek. Biz o yatırımı yüzde 50 gümrük ödeyerek ithal etmek zorunda kaldık. Ben sekiz yatırım teşvik belgesi kullanmış, üç büyük fabrika yapmış, 1150 işçi çalıştıran bir sanayiciyim. Şimdi gelin bana deyin ki yatırım teşviği veriyoruz. Bundan sonra tövbe, teşvik lafını duymak istemiyoruz. Ortada ne sanayici kalmış ne yatırımcı. Bu bir nesil işidir.1980’lerin fişeklenen nesli bitti, yeni bir nesil yetiştirmeniz lazım. Sermaye birikimi yaratacak yeni bir nesil bulmak kolay değil. Bu bir komediyse, komedide gülersiniz ama işin sonu geldiğinde acı gülersiniz.

 

(Hedef Dergisi / Nisan 2003)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer