Vitamini sound'unda!
Ercüment Vural ve Önder Focan, kendi deyişleriyle “Latin, funk ve biraz da swing
civarında dolaşan” bir albümle çıktı karşımıza. Onlara göre ‘Kırmızıya Çalıyor’
isimli albümlerinin
‘esas esprisi’ sound’u.
Sizden daha klasik caz sound’lu bir albüm beklerken farklı bir sound’la çıktınız karşımıza...
Ercüment Vural: Aslında Önder de, ben de senin söylediğin anlamdaki cazı da çalıyoruz ama içinde bulunduğumuz ortamdan, yaşadığımız mahalleden, ülkeden, dünyanın içinde bulunduğu durumdan etkilenen insanlarız. Müzikal olarak da sound’dan etkileniyoruz. Böyle yeni olsun diye bir zorlama filan da yok, bu doğal bir şekilde hissettiğimiz ve bizden çıkan şeyler. Sadece Önder’le benden çıkan bir şey de değil. Orkestradaki diğer elemanların, hepimizin ürünü bu. Biz sadece Önderle bestelerimizi getirdik, aranjmanlar hepimize ait. Çok doğal olması güzel olan, hiç abartı olmaması.
Doğal derken, çok planlanmış bir şey değil miydi yani?
Ercüment: İlk başladığımızda tabii ki planlanmış değildi. Bir grup yapalım dediğimizde böyle bir plan yoktu. Zaten albüm yapma fikri, biz çalmaya başladıktan bir yıl sonra oluştu.
Önder Focan: Planlanmış bir şey yok, ama doğal gelişimi beste çalma fikrinden çıktı. Diğer müzisyen arkadaşlarla birlikte bir sound’umuz oluştu. Sonra bunun üzerine gittik. Ercüment yeni besteler getirdi, ben eski bestelerimden bu gruba uyan parçaları mümkün olduğunca getirmeye çalıştım ve parçalar, müzisyenlerin yapıları, kişilikleri eğlenceli bir müzikal ortam yarattı bize. Bunu paylaşmak ve dökümante etmek istedik. Onun için de Ercüment’in stüdyosunda kayıt yaptık. Öyle bir avantajımız var. Ercüment’in ciddi olarak sound’la ilgili bir titizliği var. O titizliği de müziğe yansıttığımızı düşünüyoruz. Zaten dinlediğinizde esas esprisi sound’udur...
Bir söyleşide “Bu albüm tam bugünün müziğini yansıtıyor” demişsiniz. Bugünün müziğinden kastınız ne?
Önder: Bugünün müziği demedik ya. Ama bugün yaşadığımızı yansıttık. Bugün ne hissediyorsak müzikal olarak onu yansıtıyoruz.
Ercüment: Yoksa bugünün müziğinin adını kimse koyamaz.
Biraz iddialı olur.
Ercüment: Hayır, iddialı değil, kimse koyamaz ki! Bugünün müziği şu diyebilecek insan çıkamaz.
Önder: Yani Herbie Hencock’a sorsanız bugünün müziği bambaşka, Aydın Esen’e sorarsanız bambaşka, bilmem kime sorarsanız o bambaşka bir şey söyler.
O zaman bugünün İstanbul’unu, sizin yaşadığınız İstanbul’u yansıtan müzik nedir diye sorsam herhalde bu albümdeki müzik diyeceksiniz...
Önder: Bizim için öyle. Çünkü biz de İstanbul’un her tarafını yaşamıyoruz. Kendi mekânlarımız, kendi yollarımız, kendi çevremiz var. Dolayısıyla belki kendi tüp yollarımız, kabuğumuz var. Herkes de aynı şeyi söyleyebilir. Bizim oturmadığımız yerlerdeki insanların da kendi çevreleri, başka İstanbullar’ı var. Hatta Ercüment’le benimki de aynı değil. Ama kesiştiğimiz noktalar var.
Bu kabuğu kırdığınız noktalar oluyordur tabii. Başka yerlere de gidiyorsunuzdur...
Önder: Zaten sürekli etrafla ilişkimiz var ama bizim müziğimizde kahveye gidip tavla oynamakla ilgili bir şey bulamayacaksınız. Ama onu yaşayanlar insan var. Biz bunun varlığını da biliyoruz.
Ercüment: Neticede müzik kültür meselesidir. Hangi kültürü yaşıyorsanız onu yansıtır.
Önder: Şunu demek istiyoruz: Biz inanmadığımız, bilmediğimiz bir şey yapmıyoruz. Biz ne yaşıyorsak, ne seviyorsak ve bizim etrafımızda yaşanan ortamın içinde olan sound neyse onu getiriyoruz.
Her alanda yaratıcı bir faaliyette bulunan insanlardan hep kendi etnik kökenlerini, kendi kültürlerini işlerine yansıtmaları bekleniyor. Sizce bu kısıtlayıcı bir şey mi, yoksa normal mi karşılamak gerek.
Önder: Biz bunun için zorlamasak da zaten var. Biz İstanbulluyuz, Türkiyeliyiz, Türküz, çaldığımız herhangi bir şeyin içinde bunlar var. Onun için illa bir alaturca motifin olması veyahut da Orta Anadolu’dan bir bozlak olması gerekmiyor. Öyle yaptığımız, yapacağımız zamanlar da var ama bunda yok.
Ercüment: Şu albümü alıp Amerikalı birine dinlettiğimizde, biz ne kadar dünya müziği çalıyor olursak olalım, bunu Türkler’in çaldığı anlaşılır. Vardır izler. Bir Türk Amerikalı gibi çalamaz, bir Amerikalı da Türk gibi çalamaz. Yani bu içinde yaşadığın ortamla birebir bağlantılı. Format olarak, satılan yerdeki isim olarak caz müziği adı altında toplanıyor. Ama bunun çok açılımları var, bizimki de bu açılımlarından biri.
Önder: Ama sizin dediğinizi de anlıyorum ve katılıyorum. Bazen böyle çok zorlama, illa böyle bir kilim motifi olması lazım gibi bir şey var.
Ercüment: Ben bu tip zorlamaların sanatsal açıdan çok zararlı olduğundan eminim. ‘Biz Türk’üz, Türk motifleri kullanıcaz.’ Böyle bir şey yok. Zaten bu kültürü aldığım için, ne yaparsam yapayım ister istemez onu kullanıyorum.
İstanbul konserler, festivaller açısından baya zengin bir kent oldu. Siz İstanbul’un bu kültürel hayatından memnun musunuz?
Önder: Şikayet edecek bir şey yok. Gayet güzel, daha ne olsun?
Ercüment: Bence de güzel. Bu şekilde devam ettiği sürece daha da iyiye gideceğinden eminim.
(Zipİstanbul Dergisi)
.
