Zeytinburnu
Kendiliğinden organize sanayi bölgesi

Deri konfeksiyonun merkezi Zeytinburnu, tarih boyunca deri sektörünün can damarı olmuş
bir bölge. Zaman içinde kendine has üretim ve çalışma prensipleri geliştiren Zeytinburnu,
bugün tüm unsurlarıyla bir 'organize sanayi bölgesine' dönüşmüş.

Türkiye’de deri konfeksiyon sektörünün kalbinin attığı yer olan Zeytinburnu, adeta dericilikle yoğrulmuş bir semt. İlçenin büyümesi, kalkınması, sıkıntılar yaşaması hep dericilikle ilgili olmuş. Zeytinburnu’nun kaderi her dönem deriyle birlikte çizilmiş. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra dönemin ilk salhanelerini (mezbaha) Kazlıçeşme bölgesinde açtırmış. Salhanelerle birlikte debbağhaneler (tabakhane) de yine Kazlıçeşme’ye kurulmaya başlanmış. Suyu da bol olan bölge Edirne ve Anadolu’daki derici esnafı kendine çekmiş. Bu mezbahalar ve tabakhaneler semt sakinlerinin de geçim kaynağı olmuş ve yıllar içinde Zeytinburnu’nda bir dericilik kültürü oluşmuş. Kazlıçeşme’deki tabakhanelerden deri alıp konfeksiyon imalatı yapmak isteyenler 1960’ların sonunda Kazlıçeşme etrafında ve Zeytinburnu’nda atölyeler kurmuş. Zeytinburnu’na yerleşmiş olan Afganistan ve Türkmenistan göçmenleri de deriyle daha önceden haşır neşir olduklarından kâh buralarda küçük atölyeler kurarak, kâh gecekondularının bir kısmını atölye yaparak imalat yapmaya başlamış. Sermayeleri olmayan göçmenler, deri artıklarından ceket, yelek, yastık yaparak Laleli’ye pazarlamış. 1980’den sonra Özal döneminde ihracata verilen desteklerden yararlanan dericiler yurtdışı fuarlara katılmaya ve fuarlar düzenlemeye başlamış. Bu gelişmeler bavul turizmini de artırmış. Polonya, Yugoslavya, Macaristan ve Romanya’dan gelenler Kapalıçarşı’yla birlikte Laleli’yi de canlandırmış. Bu hareketlilik Zeytinburnu’na da sirayet etmiş. Fakat bavul ticaretiyle Laleli’den alınan malların sadece küçük bir kısmı bu Balkan ülkelerinde piyasaya sürülüyormuş. Bu malların büyük bir bölümü o zamanlar demir bir perdenin arkasında saklanan SSCB ülkelerinde  pazarlanıyormuş. 1989 yılına gelindiğinde semtin kaderini belirleyen iki önemli gelişme olmuş. Bunların ilki bölgede kurulu olan tabakhanelerin Tuzla Kurtköy’deki organize sanayi bölgesine gönderilmesi olmuş. İkinci gelişme ise semtle ilgisiz gibi görünse de zamanla Zeytinburnu için neredeyse varlık nedeni halini almış: Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan sürecin sonunda SSCB’nin dağılması ve demir perdenin kalkması...

Ve perde kalkıyor...
1989’da demir perde ülkelerinin peçelerini aralamalarıyla ortaya çıkan 200 milyonluk büyük pazarın ilk akınları 1990 yılında ülkemize de vurmaya başladı. Kapalıçarşı ve Laleli esnafının yüzünü güldüren bu gelişmeden nasibini alan sektörlerin başını ise deri konfeksiyon çekiyordu. Rus halkının büyük kısmı ticarete yönelince Slav ülkelerinden gelen aracılar da devreden çıkmış oldu. Bugün İkitelli’de 5000 metre kare kapalı alanda faaliyet gösteren ve Avrupa, ABD ve Rusya’ya ihracat yapan Şen Deri’nin sahibi Erdoğan Şen, bakın o günleri nasıl hatırlıyor: “1992, 1993 yıllarında Laleli’de mağazası olanlar bizden ihracat fazlası mal soruyordu. Mala dahi bakmadan 100 parça, 200 parça ne varsa alıyorlardı. ‘Ne yapıyorsunuz bunları?’, diye sorunca da, ‘Japonya’ya satıyoruz abi’ diyorlardı. Bizim gibi Zeytinburnu’nda imalatçı olanlar uyanmasın istiyorlardı. Sonradan anladık ki Ruslar gelip alıyormuş.” Evet, Zeytinburnu ‘duruma uyanmakta’ gecikmemiş. Tabii Ruslar da zamanla ‘akıllanmış’. Laleli’de mağaza sahibi olan Sait Uncu da bu gerçeğe işaret ediyor: “Ruslar zamanla hem daha ucuza mal almak, hem de daha sağlıklı ilişki kurabilmek için imalatçıların yerini merak etmeye başladı.” Bu merak Ruslar’ı sonunda Zeytinburnu’na getirmiş. Erdoğan Şen bu süreci şöyle anlatıyor: “Ruslar gelmeye başlayınca Zeytinburnu’ndaki atölyeler daha büyüdü, güzelleşti, atölyesi olanlar kendine show room yapmaya başladı. Hat Boyu dediğimiz kısımda da çarşıvarî bir yer oluştu.” Laleli’nin arka bahçesi konumundaki Zeytinburnu giderek bu pazardaki konumunu artırmış ve arka bahçelikten vitrinliğe uzanarak Laleli’yi geride bırakmış. Ortada kocaman bir pasta olduğunu görenler payını almak için sıraya girmiş. Kasaplar, çaycılar, kahvehaneciler bile işlerini bırakıp dericiliğe atılmış. Hatta Sait Uncu’nun söylediğine göre Laleli’de işe başlamış kişiler Ruslar’ın daha çok Zeytinburnu’na rağbet ettiğini görünce Laleli’yi bırakıp Zeytinburnu’na gelmeye başlamış.

Rakibimiz İtalya
Ancak 1998’de yaşanan Rusya krizi Zeytinburnu’nu alt üst etmiş. Birçok firma kepenk indirince yüzlerce kişi işsiz kalmış. Türkiye Deri Konfeksiyoncuları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özden Pelister Rusya krizinin Zeytinburnu üzerindeki etkilerini tarif ederken, “Çok zor günler yaşadık. Rusya krizi damarlarımıza kadar işledi. Sezon hazırlıklarının doruk noktasındaydık. Borçlarımız dolardı ve mallarımız para etmedi” ifadesini kullanıyor. Ama eklemeyi unutmuyor: “Bir sezon kaybedildi ama hepsinden ders alındı.” Aslında bütün sektörler gibi dericiler de tek pazara bağlı olmanın yaratabileceği sorunları biliyor. Ama bilmek her zaman yeterli olmuyor. “Bu, arz talep meselesi”, diyor Pelister, “Biri elinde parayla gelip sizden alış veriş yaparken başka pazar aramazsınız. Zaten Rusya’da böyle bir şey olabileceğini hayal bile edemezdik. İnanılmaz bir satış tempomuz vardı; deri dolardan bile değerliydi. Derim olsun da param olmasın diye düşünürdük. Ama bunlar hataydı. Şimdi bunlardan ders alarak hareket etmeye çalışıyoruz.”  
Deri konfeksiyonun tek pazara bağlı olmasının bebeplerinden biri de alternatif pazar olabilecek Avrupa ve Amerika’yla çalışmanın zorluğu. Öte yandan Çin, Pakistan, Hindistan gibi ülkeler deri konfeksiyonda da karşımıza çıkıyor ve inanılmaz fiyat rekabetleri yaratıyorlar. Gerçi Türkiye kalitede bu ülkeleri çok gerilerde bırakmış ve artık onları rakip olarak kabul etmiyor. Kuzu Deri’den Yücel Yılmaz da bunu sektörün sıçrama noktası olarak görüyor: “Zeytinburnu stratejik bir karar aldı ve ‘Tek rakibimiz İtalya’ dedi. Çin, Hindistan, Pakistan çok kalitesiz mal ürettiklerinden, bize rakip olamaz. ‘Biz İtalya’dan kaliteli mallar yapmalıyız ki kalıcı ve aranır olalım’ dedik. Bugün çok güzel koleksiyonlar yapıyoruz; ar-ge’ye, tasarıma çok büyük paralar harcanıyor.” Derinin iç piyasada çok tüketilmediğinden dericiler tamamen yurtdışına bağlı kalmış. Özden Pelister de bu gerçeğin üzerinde duruyor: “Deri pahalı bir materyal, iç pazara satmanız çok zor. TDKD olarak iç pazarla ilgili çalışmalarımız var. Deriyi sevdirmeye çalışacağız.”

Rusya’dan sevgilerle...
Zeytinburnu’nun Rusya pazarına alternatif bulma arayışları halen sürse de, Ruslar’ın deriye olan yakınlığı ve zaman içinde Türkler ile Ruslar arasında oluşan sağlam ilişki Zeytinburnu’nun en azından orta vadede Rusya ağırlıklı çalışmayı sürdüreceğini gösteriyor. Erdoğan Şen, Ruslar’ın deriye olan bu ilgisinin mevsim koşullarıyla ilgili olmadığı kanaatinde: “İsveç, Norveç ve Finlandiya da soğuk ülkeler ama hiç deri ve kürklü süet giysi tüketmiyorlar. Ruslar’ın bunlara sevgisi var. Onun bir modası var Rusya’da. Bu, reklamla olan bir şey değil, halkın doğal sevgisi.”
Zaten Ruslar her daim derinin en büyük alıcısı olmuş dünyada. Tabii Ruslar’ın deriye olan bu sevgisinden Zeytinburnu da çok şey öğrenmiş. “Bu işte İtalya’yı yakaladıysak bunda Ruslar’ın payı hiç küçümsenemez” diyor Sait Uncu, “Avrupa’ya çalışan birkaç firma bu kaliteyi zaten yakalamıştı ama geri kalan çoğunluk Ruslar’a iş yaptıkça bu standarda geldi. Onlardan çok şey öğrendik.” Sektör Rusya pazarının açılmasıyla birlikte, son 15 senede hayal edemeyeceği rakamlara ulaşmış. Beyannameli ihracatlar 500 milyon doları geçmiş durumda. Bavul turizmiyle beraber deri ihracatının bir buçuk milyar doları geçtiği düşünülüyor. Bunda en büyük pay hiç kuşkusuz Rusya’nın.  

Zeytinburnu nasıl çalışır?
Son 20 yıldır bavul turizmi veya resmi adıyla ‘yolcu beraberi’ sistemi ile Rusya’ya çalışan Zeytinburnu, bu süreç içinde ihtiyaçlardan dolayı, ‘Zeytinburnu Sistemi’ olarak adlandırılabilecek kendine has bir üretim modeli oluşturmuş. Bu modelin en büyük özelliği teslim sürelerindeki inanılmaz hız ve tüketim trendlerini üretime yansıtan esneklik. Öyle ki Zeytinburnu’nda alınan siparişler iki, hatta bazen bir günde bile teslim edilebiliyor. Bu hızın nedenini ve sonuçlarını Özden Pelister’den dinliyoruz: “Ruslar sezon öncesi çok hazırlık yapmaz. Kış gelince kışın malını, hemen o dönemde, küçük partiler halinde alırlar. Sipariş verdikten iki gün sonra da mallarını alıp gitmek isterler. Bir an önce mallarını satmak ve yeni mal almak için tekrar gelmek ise Erdoğan Şen anlatıyor: “Ruslar bu işe başladığında sermayeleri kısıtlıydı. Beş ceket alıp ülkelerine gidiyor, bunu satıp 10 tane alıyorlardı. Pazarlarda satıyorlardı çünkü, bugünkü gibi mağazalar yoktu Rusya’da.”
Ruslar’ın hızlı alım yapması Zeytinburnu’nu stoklu çalışmaya mecbur bırakmış. Özden Pelister en büyük sorunlarının stoklu çalışmak olduğu fikrinde: “Deri pahalı bir materyal olduğu için stok maliyeti ağırdır. Her firma o senenin renklerini kendi bilgi birikimi ve hayal gücüyle tahmin eder ve buna göre hazırlanır. Ruslar gelince bunları beğenebilir de beğenmeyebilir de. Ondan sonra da çok hızlı bir geçiş yapmak, beğenilen mallara doğru ağırlık vermek gerekir.” Rusya pazarının bu özelliği firmaların kapasite kullanımlarının düşmesine de yol açıyor. Kimi firmaların çalışma günleri adeta Ruslar’ın geliş tarihleriyle başlayıp gidiş tarihleriyle bitiyor. İki, üç ay’ı üretim yapmadan geçiren atölyeler, iki gün içerisinde iki haftalık sipariş yetiştirmek zorunda kalabiliyor. Erdoğan Şen de, “Zeytinburnu’ndaki üretim tesislerinin hepsi 12 ay tam kapasite çalışsa sadece Rusya’yı değil tüm dünyayı giydirir” diyor. Zeytinburnu esnafı bu tempodan çok memnun olmasa da, hızlı çalışabilmelerinin onları öne çıkardığının da farkında. Özden Pelister, Ruslar’ın hiçbir yerde bu kadar hızlı servis alamadığını söylüyor: “İtalya’da, İspanya’da bir mağazaya girip ‘Bu modelden beş tane, bu akşam alabilir miyim?’ deseniz ne söylemek istediğinizi bile anlamazlar... Sezon başlamadan renklerini belirle, hepsini ciddi paralara stokla, bekle, Ruslar gelsin, istedikleri malı iki günde teslim et. Bu çok hoşa giden bir sistem değil ama bizim çok büyük bir avantajımız.” Ancak bu sorunu aşabilen kimi firmalar da var. Bu firmalardan biri Kuzu Deri. Yücel Yılmaz, bu işin sırrının tercih nedenini geliştirmek olduğunu söylüyor: “Bu müşteriyle olan ilişkinize, servisinize, programınıza bağlı. Bir iki günde de yapılır, ama tercih nedenini geliştirirseniz beş ay sonraya da sipariş alabilirsiniz.” Erdoğan Şen ise konuya başka bir boyut getiriyor: “Bu bir süreç. Birçok yer şu anda üç ay’a sipariş alıyor. Çünkü Ruslar da sermaye birikimini sağladı ve büyük mağazalar, alışveriş merkezleri açtı. Artık onlar da planlı işler yapıyor. Çalışacakları firmaları önceden seçip koleksiyonları beraber oluşturuyorlar. Tabii hâlâ çabuk mal isteyenler oluyor ve olmaya da devam edecek, ama o kadar çok değil.”  

Organize olmadan organize...
Zeytinburnu modeli olarak adlandırdığımız sistemin bir diğer özelliği de işbölümünün inanılmaz gelişmesi. Zeytinburnu’nda ortaya çıkan ihtiyaçlar adeta bir kolektif akıl vasıtasıyla hallediliyor. Kimse yaptığı şeyi uzun süre düşünüp planlı hareket etmese de herkesin yaptığı iş bir açığı kapatıyor. Örneğin tabakhaneler  Tuzla’ya taşındıktan sonra imalatçıların deri ihtiyacını karşılamak üzere, dünyanın belki başka hiçbir bölgesinde olmayan bir meslek ortaya çıkmış: Lojistik depoculuk.
Tuzla’da veya Çorlu’da tabakhanesi olan büyük firmalar veya yurtdışındaki tabakhaneler Zeytinburnu’nda açtıkları mağazalarla bölgenin deri ihtiyacını karşılamaya başlamış. Bu süreç içerisinde dericilikle tanışan kimi insanlar da deri tacirliği yapmak üzere Zeytinburnu’ndaki yerlerini almış. Yan sanayi ve akseuar malzemeleri satan mağazalar da Zeytinburnu’ndaki imalatçıların ihtiyacını karşılamak üzere buraya taşınmak zorunda kalmış. Rekabet de oluştuğu için hizmet kalitesi ve hızı sürekli artmış. Eskiden ayaklarına kadar gidip alışveriş yaptığı aksesuarcılar şimdi imalatçılara bir telefon kadar yaklaşmış.
Aksesuarcıların 20-25 dakikada istenilen malzemeyi teslim etmesi imalatçıları stok derdinden de kurtarmış. Zeytinburnu kocaman bir mıknatıs gibi çalışarak deriyle ilgili bütün iş kollarını kendine çekmiş. Derinin üstünde boyama ve baskı teknikleri uygulayan finisaj atölyeleri de yine Zeytinburnu’na gelmiş. Tabii ki bu atölyeler de Zeytinburnu’nun hızına ayak uydurmak zorunda kalmış. Kendi araçlarıyla gelip deriyi alan atölyeler, işlerini en kısa sürede bitirip teslim edecek organizasyonu sağlamış.
Bu süreci aynı zamanda Çorlu’da tabakhanesi olan Erdoğan Şen’den dinliyoruz: “Bazı deri satıcıları tabakhanelerle bağlantı kurarak büyük parti mallar aldı ve onları bölerek satmaya başladı. Bazıları da ofisler açıp İtalya’dan, İspanya’dan deri getirdi. Ruslar’ın aldığı malların büyük kısmı aksesuarlı olduğu için, av hayvanı kürkü satan sektör ve o kürklere fason işçilik yapan firmalar da geldi.”
Zeytinburnu’nun satış yaptığı Ruslar’ın küçük partilerde birçok kez mal alması, firmaların sezon içerisinde birden fazla koleksiyon hazırlaması ihtiyacını doğurmuş. Bu da, tekstilin tersine ufak deri atölyelerinin bile tasarımcı istihdam etmesine sebep olmuş. “Deri ham haldeyken altın, boyadığınız zaman gümüş, diktiğiniz zaman tenekedir...” tanımını yapan Özden Pelister de tasarımcının önemine değiniyor. “Eğer modası geçtiyse deri para etmez” diyen Pelister, dericiliğin çok stresli bir meslek olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Zeytinburnu’nun yarısından fazlası bünyesinde tasarımcı bulundurur. Çünkü hızlı ve esnek üretmek zorundasınız. Müşteri size gelirken bir şey hayal ediyor, ‘Ben böyle bir ceket istiyorum’ diyor. Bunu hızlı yapabilecek tasarımcılara ihtiyacımız var. Çünkü deri ürün olarak pahalı ve hata payı fazla yok.”
Evet, bütün bu verileri birleştirdiğimizde, Zeytinburnu’nun organize olmadan organize olmuş bir sanayi bölgesi olduğunu söylemek mümkün. Çünkü Zeytinburnu bugünlere hiçbir merkezî planlama yapılmadan, tamamen kendiliğinden gelerek adeta ‘Kendiliğinden Organize Sanayi Bölgesi’ olmuş. Böylece sadece dericiliğe değil, literatüre de katkıda bulunmuş. Ama bugüne kadar bütün ihtiyaçlarını kendi kendine çözmeyi başaran Zeytinburnu, barındırdığı potansiyelle artık merkezî iktidarların ve yerel yönetimlerin dikkatinden kaçamayacak boyutlara ulaşmış. Umarız artık bu dikkate ve ilgiye nail olmayı başarabilir.

Hüseyin DEMİRCİ / AsFlaş Deri
Planlansa böyle olmazdı
Dünyada bir benzeri daha yok...
Herkes Zeytinburnu’nda bir pazar olduğunu, Rusya’dan gelen alıcıların Laleli’den bu bölgeye rahatça gelip alışveriş yaptığını gördü. Duyan buraya geldi. Böylece kendiliğinden bir oluşum başladı ve dünyada hiç benzeri olmayan bir yapılanma içerisine girdik. Çok dağınık olan deri sektörü Zeytinburnu’nda kendiliğinden birleşti. Zeytinburnu kendine has bir deri bölgesi olma niteliğine kavuştu. Plan program yapılsaydı belki böyle gelişmezdi.  

Altyapı üstyapıya yetişemedi...
Zeytinburnu hızla yapılaşırken altyapı aynı şekilde gelişemedi.TDKD başkanı olduğum dönemde İstanbul Shopping Fest’e dahil olduk, ama burada doğru dürüst yol bile yoktu. Burada halen irili ufaklı firmalar oluşmaya devam etse de, biraz daha kurumsallaşan, müşteri portföyünü genişleten firmalar yavaş yavaş Yenibosna, İkitelli, Merter, Sefaköy gibi yerlere kaymaya başladı. Çünkü insanlar artık konutlarla içiçe geçen bir yerde bir yıllık geçici ruhsatlarla iş yapamayacağını gördü.  

Ulaşım avantajı...
Büyüyen firmalar buradan ayrılsa da atölyecilik bazındaki ufak çaplı işletmeler kalacaktır. Bizlerin mağazalarının bulunduğu show roomlar da varlığını burada devam ettirecek. Çünkü müşterinin ayağı buraya alışmış, Zeytinburnu havaalanına, oteller bölgesine, E-5’e ve sahil yoluna yakın...

Yücel YILMAZ /Kuzu Deri
Zeytinburnu 13 yıldır şantiye

Zeytinburnu’na ne zaman geldiniz?
Deri konfeksiyona 1960’da başladık. Önce Beyoğlu’ndan Karaköy’e, 1990’da da Zeytinburnu’na geldik. Şehir içinde üretim yapmak problem oluyordu. Mekân bize yetmemeye başladı ve işçilerin ulaşımı zaman alıyordu. O zamanlar Kazlıçeşme’nin taşınması gündemdeydi ve oranın 550 yıllık deri kültürü unutulacaktı. Biz de Kazlıçeşme’yi seçtik. Zaten deri işinde çalışanlar genelde Zeytinburnu, Bayrampaşa gibi yerlerde oturur.  

Geldiğinizde burada yan sanayi var mıydı?
Deri konfeksiyoncunun en büyük handikabı oydu, daha ziyade Merter bölgesinden, Beyazıt, Laleli tarafından getiriliyordu ürünler. Onları da zorladık ve buraya gelene alışverişte öncelik vereceğiz dedik. Onlar da sağolsun geldi.  

Zeytinburnu semti ile ilişkileriniz nasıl?
Burası gecekondu bölgesiydi, bir iş kolu yoktu. Burayı bir turizm ticaret bölgesi yapmak için çok ciddi çalışmalarımız oldu. Yerel ve idarî yöneticilerimizi ikna etmeye çalıştık. Onlar da bize destek oldu. Zeytinburnu’nda Olivium açıldı, otomobil galerileri açıldı, tek başına dericilik bölgesi olarak kalmadı. Arka taraflarda da perdeciler çarşısı oluştu. Burası şehre yakın olması ve ulaşımının da kolay olması itibariyle bir üretim ve ticaret merkezi haline gelmeye başladı.  

Zeytinburnu’nun sorunları ne?
Burada inşaat hiç bitmedi, Zeytinburnu 13 yıldır şantiye. Dericinin müşterisi yabancıdır. Rus gelir, Alman, İtalyan, Fransız gelir. Bu insanlar bu yollarda yürüyor. Ama burada yürünecek yol yok. Belediye başkanımız çok gayretli, uzun vadeli programlar yapıyor. Bütün alt yapı aşağı yukarı bitirildi, herhalde birkaç yıl içerisinde Zeytinburnu temiz, şık bir bölge olacak. Olivium’un yanında büyük bir otel yapılması planı var. Kazlıçeşme’deki arazi üstüne bir alışveriş merkezi yapılacağı söyleniyor. Onun önünde bir yat limanı yapılması projesi var. Buranın geleceği parlak. Hakikaten turizm merkezi olabilecek ve olması gereken bir yer.  

Üretime ilişkin sıkıntılarınız neler?
Aksesuarda, yan sanayide sıkıntımız var. Kalite için ithalat şart. Dışarıdan bir mal getirirsem ve bu mal benimkinden iyiyse ben bunla yarışırım. Yan sanayici arkadaşların önü de ithalatla açılacak. Ama aslında sorun şu: Dünyada artık üretim değil pazarlama önemli. Şimdiye kadar Türkiye kendi malını satma gayreti göstermedi; birileri gelip alıyordu. Ucuz emek ülkesi olduğumuz için zaten pazarlanmıştık. Artık Çin, Pakistan, Hindistan var. Şimdi senin pazarlama yapman, gidip kendini anlatman, alıcıları bulman lazım...

Yurdal AKSEL / Dursoy Deri
Derinin marketiyiz
Lojistik depoculuk nasıl bir ihtiyaçtan doğmuş?
Küçük imalatçılara hitap etmek için doğmuş. Yılda 15-20 bin deri alan bir imalatçı, ihtiyacını Tuzla’dan alabilir. Ama küçük bir atölyesi olan imalatçı bizden alır. Bir de tabakhaneler çok eskiden beri buradaymış. Ama onlar taşındıktan sonra bile dericilik adı burada kalmış. Bir adam deri işi yapacağı zaman gelip Zeytinburnu’nda yapmış. Dolayısıyla biz de tabakhane olarak bu işi burda yapmak zorundayız.  

Carrefour’la semt bakkalı arasındaki fark gibi mi yani?
Gibi. Mesela kim Carrefour’dan alışveriş yapar? Özel aracı olan veya 150, 200 milyonluk alışverişi bir anda yapabilecek olanlar. Öbür taraftan beş milyonluk alışveriş için Carrefour’a değil bakkala gidersiniz. Biz de dericiliğin marketiyiz yani.  

Bu Zeytinburnu’na has bir yöntem mi?
Bu olay hiçbir yerde yok. Zaten 1000 tane deri almak isteseniz Tuzla’daki fabrikacı sizinle muhatap bile olmaz.  

İşinizin püf noktası ne?
Bizim işimizde çok büyük risk üstlenirsiniz. Buraya yeri geldiğinde 30-40 bin deri koyabiliyorsunuz. Derinin modası çabuk geçiyor, bu sene çok satılan bir mal öbür sene hiç satılmayabiliyor. Risk de burada başlıyor. Biz de ayakkabı, çanta fuarlarını izleyerek, yurtdışı fuarlarına katılarak üretim yapıyoruz.  

Peki bu modayı siz mi belirliyorsunuz, yoksa imalatçılar size o senenin modasına göre mi sipariş veriyor?
Orda bize çok büyük iş düşüyor. Öyle bilinçli bir imalatçı yok dericilikte; her şeyi fabrikacıdan bekliyorlar. Dünyadaki rengi bizim bulmamız, bizim yaratmamız gerekiyor.

Müşteriniz sadece Zeytinburnu esnafı mı?
Rusya’ya ve Avrupa’ya da satışımız var. Şimdilik yüzde 10 kadarı Ruslar’a yönelik, ama bu talep büyüyebilir. Çünkü Rusya’da da konfeksiyon işi yapılmaya başlandı. Yüzde 15 kadarı ise Avrupa’ya gidiyor. Geri kalan Zeytinburnu’nda dağılıyor. Yılda 50.000 deri alan bir firma da bizden alışveriş yapıyor, günlük 50 deri ihtiyacı olan da. Her kesime hitap edebiliyoruz burda. Ama Zeytinburnu’na gelmemiş olsaydık o küçük esnafa mal satamayacaktık.

Fatoş ALTAY / Tasarımcı
Rusya modası Zeytinburnu'ndan sorulur

Zeytinburnu’nda tasarımcı olmanın zorlukları neler?
Biz sektörle birlikte geliştik. Ben 12 senedir imalatın içindeyim. En büyük sorunumuz yetişmiş, alt yapısı sağlam insan olmaması. İşverenler de bu konu da geç bilinçlendi. Son üç, dört senedir ciddi anlamda tasarımcıya eğilim var. Ne oldu? Firmalar bu süreçte büyüdü ama tasarımcı yetişmemiş oldu. Firmalar şu anda yatırım yapabilecek duruma ulaştı, belli vizyonlara geldi ama alt yapısı hazır, tecrübeli insan yok.  

Rusların Avrupa’dan farkı ne?
Ruslar’ın içinden çıktıkları bir rejim var ve rejim sonrasının psikolojik bir açlığı var. Bir kere onu tatmin etmeleri gerekiyor. Avrupa bazı şeylere doyduğu için belki de bu kadar tüketmeye meyilli değil. Bir de Rusya’da insanlar çok daha özgür ve rahat hareket ediyor. Kadınlar kendilerine iyi bakıyor ve giyimlerine çok dikkat ediyor.  

Rusya’daki modayı Zeytinburnu belirliyor diyebilir miyiz?
Evet, ama bunun için dünyayı izlemek, genel trendleri takip etmek gerekiyor. Avrupa’dan esinlendiğimiz şeyler de var. Ama önemli olan bunları harmanlayabilmek. Sadece bize ait dersek yanlış olur. Yani üretimi yapan biziz, tasarlayan biziz ama belirli akımların dışında kalamayız.  

Gidişat nereye doğru? Bir doyuma ulaşıyor mu Rusya?
Başlangıçta inanılmaz bir ayrım vardı Avrupa’yla Rusya’ya yaptığımız koleksiyonlarda. Biz kendi yaptığımız şeyleri bırakın giymeyi, yaparken bile tatmin olmuyorduk. Özellikle üzerinde kullanılan aksesuarlardaki gösterişler, o sarı metaller bizi bile rahatsız ediyordu. Ama şimdi bir yakınlaşma oldu. Onlar da dünyayla entegre hale geldikçe vizyonları değişmeye başlıyor. Diğer taraftan Avrupa da klasikten uzaklaşıyor. İki taraf da birbirine yaklaşıyor.

 

(Hedef Dergisi / Nisan 2003)

başa dön

.

> yazılar

> fotoğraflar

> çalışmalar

> özgeçmiş

> linkler

> iletişim

> ana sayfa

> spor  > deneme  > tarih  > kitap notları  > çeviriler  > sektörel  > gezi  > kültür&sanat  > söyleşi
© burçin tuncer